Açık Belit*

0
146
ormancılık

Merhaba;

İşte orman fakültelerinin orman mühendisliği bölümlerinde de yeni öğretim yılı
başladı. “Hayırlara vesile olmasını” diliyorum ancak ne denli öğle olabilir, bilemiyorum
doğrusu. Bildiğim bir şey varsa bu zorlu süreçte yetişecek orman mühendislerinin
bir kısmının yine işsiz kalabileceğidir. Tatsız bir giriş yaptığımın ayırdındayım
kuşkusuz. Ama, son günlerde yaygınlaşan, bana göre daha da yaygınlaşması
gereken deyimle “birilerinin “kralın çıplak olduğunu” ısrarla söylemesi gerekiyor.
Artık “bıçak kemiğe dayandı” çünkü: Sen binbir özveriyle emekle çalış didin,
“kazandım” diyerek sevin, seni sevenleri sevindir; zorlu bir öğrenim süreci geçir,
bitir; sonra da aylarca belki de yıllarca işsiz kal ya da “şanslılardansınız” ilgili bakanlık
ya da genel müdürlüklerde sözleşmeli” ya da “danışman” yahut insaflı bir
“serbest ormancılık orman ürünleri bürosunda” mevsimlik olarak çalış… Üstelik de
ekonomik ve demokratik haklarının pek çoğundan yoksun kal ! Buna yürek mi
dayanır? Benim dayanmıyor: Gencecik orman mühendislerimizin çoğunluğunun
işsiz kalmasına yol açan, dolayısıyla orman ekosistemlerimizle buluşmasını rastlantılara
bırakan ormancılık düzeninin aymazlıklarına karşı nasıl dayanabilir ki?
Bu “…Sessiz Tartışmalar”ı yine hiçbir yararı olmayacağını bile bile kimi gerçeklikleri
anımsatmaya çalışacağım. Bu noktada; “- Derdi sana mı düştü?” diyenleri duyuyor
gibiyim. Evet bana düştü: Baksanıza ortada bu acı durumu bencileyin dert
edinen başka kişi ya da kuruluş görünmüyor ki; var mı, siz görüyor musunuz?

Saygılarımla.

Yücel Çağlar

21 Eylül 2022

* Belit: Mektup

Hâlâ öğrenememişlere ya da kendilerine öğretilebilenlerin çoğunu unutup başka gezegenlerde gezinenlere anımsatmak istiyorum:

✓ Orman ekosistemlerinin yapısal özellikleri olağan koşullarda ancak çok uzun dönemlerde değişebilir ya da değiştirilebilir !
✓ Belirli amaçlarla yönetilecek yeni orman ekosistemlerinin oluşturulabilmesi için de yine çok uzun zaman geçmesi gerekir !

Dolayısıyla,

✓ ormancılık için ayrılan alanlarda her türlü etkinliğin çok amaçlı ama daha da önemlisi uzun dönemli olarak planlanması -bu bağlamda yalnızca orman amenajman planlarından değil, “orman sayılan yerlerin yönetim planlarından” söz ediyorum-;
✓ ormancılıkla ilgili hukuksal ve kurumsal düzenlemelerin geniş anlamda kamu yararı yönünden zorunlu olmadıkça sıkça değiştirilmemesi;
✓ hiçbir karar ve uygulamanın feodal beyler gibi davranabilen üst düzey yöneticilerin istencine –“iradesine”-, bilgisine, becerisine, görgüsüne bırakılmaması

Öte yandan, ormancılığımızda bu koşulların gerektiğince yerine getirildiği söylenebilir mi? Sözgelimi

✓ 6831 sayılı Orman Kanunu 1956 yılında çıkarılmasına karşın 29’u 2003-2021 döneminde olmak üzere 2021 yılı sonun değin tam 44 kez; dolayısıyla ilgili yönetmelikler ile genelge ve bildirgelerin –“tamimler ile “tebliğler”-;
✓ ilgili ormancılık örgütünün tüm birimlerinin -bakanlık, genel müdürlükler, daire başkanlıklar, orman bölge müdürlüğü vb-, yönetsel yapısı ile
✓ teknik işgörenlerin çalışma yöreleri ile alanlarının meslek yaşamı boyunca en teknik alanlarda bile

onlarca kez değiştirilebildiği ülkemizde bu soruya olumlu bir yanıt verilebilir mi; özellikle de bu değişikliklerin neden ve nasıl yapıldığı, nelere yol açtığı göz önünde bulundurulursa?

En azından orman mühendisliği öğretiminden geçmiş herkes bu gerçekleri biliyor ya da bilmesi gerekiyor. Çoğunlukla biliniyor olacak ki, çoğunlukla “lâf olsun torba dolsun” yaklaşımıyla her fırsatta yineleniyor. Ek olarak; bu gerçekler OGM’nin çoğu belgesinde bile sergileniyor; “ne gam”… Böylece “eski hamam eski tas” deyiminin çağrıştırdığı başıbozuk ormancılık düzeninde orman mühendislerinin işlendirilmesi sorunu da giderek büyüyor ve kalıcılaşıyor. Bu süreçte ormancılığımızda işlendirileceklerin, bu kapsamda orman mühendislerinin niteliği ile niceliği neden gerektiğince tartışılmıyor, anlayamıyorum doğrusu. Öyle ki, kısa ya da uzunca bir süre işsiz kalan orman mühendisleri bile bir yolunu bulup (!) işe girebilirse eğer, çok geçmeden, “dün dündür, bugün bugündür” iklimine girip “araziye uyuyor”.

“- Peki, bir işe giremeyen orman mühendisleri ne yapıyor, nasıl yaşıyor?”

mu diyorsunuz, çok açık: Yüzbinlerce öğretim ve eğitimci, sağlıkçı, mühendis, tekniker vb ne yapıyor, nasıl “yaşıyorsa” onlar da ya kahrediyor ya da edindiği bilgi ve becerilerle ilgisiz alanlarda iş arıyor. Ormancılık alanında iş bulabilenlerin çoğunluğu ise ekonomik ve demokratik haklarının çoğunluğundan yoksun biçimde çalışmaya –“sürünmeye”?- katlanıyor. Şimdi de

“- Peki, bu durum kaçınılmaz mıdır?”

diyorsanız, söyleyeyim:

“- Evet, bu ormancılık düzeninde[1] kaçınılmazdır !”

Bugün sayıları bile tam olarak bilinmeyen ancak onbini aştığı (?) öne sürülen işsiz orman mühendislerinin varlığı da bu gerçeği ortaya koymuyor mu sizce? Bu noktada bir de

“- Peki neden kaçınılmazdır?”

sorusunu da soracağınızı varsayarak aklımın elverdiğine kısaca yanıtlamaya çalışayım.

Göz ardı edilmemesi gereken temel gerçek: Yürürlükteki ormancılık düzeninde orman mühendislerinin de işsiz kalması kaçınılmazdır !

Özellikle 1990’lı yıllardan bu yana ormancılığımızda öyle düzenleme ile uygulamalar yapıldı ki, yapılıyor ki kaçınılmaz sonuçlarından birisi de orman mühendislerinin çoğunluğunun işsiz kalmasıdır! Bu bağlamda yalnızca birkaçını anımsatayım. Ama önce şu gerçeği bir kez daha belirteyim: Ormancılıkta,

✓ olağanüstü bir durum – büyük orman yangınları, sıra dışı kuraklıklar, yaygın doğal yıkımlar, yığınsal savaş vb– gündeme gelmesi,

✓ ormancılık politikalarında geniş anlamda kamusal yararın gözetilmesi, yanı sıra, ençoklanmasına yönelik köktenci değişikliklerinin yapılması,

✓ uygulamalarda işlendirilen orman mühendislerinin nitelik ve niceliksel yetersizliğinin yaşamsal önemde yanlışlık ya da eksik uygulamalara yol açtığının ayırdına varılması

vb gelişmeler olmazsa “belirli” bir dönem boyunca yapılacak ya da yapılması gereken iş ve işlemlerin niteliği ile niceliğinin değişmesi beklenmez. Dolayısıyla, tüm ormancılık çalışmalarının gerektireceği teknik işgörenlerin niceliği ve niteliğinde de bir değişiklik olmaz.

Öte yandan, çalışmalar kimler tarafından –devlet ya da özel sermaye, kooperatif, belediye vb- yapılırsa yapılsın bu durumun köklü biçimde değişmeyeceği ortaya çıkmıştır. Ancak, söz konusu çalışmaların;

✓ niteliği –teknik gereklere uygunluğu

✓ verimliliği,

✓ ekonomik maliyeti,

✓ zamanlaması,

✓ yersel dağılımı

kimlerin üstlendiğine bağlı olarak belki az ya da çok değişebilir. Özellikle 1980’den sonra ülkemizde de yaygınlaşıp giderek egemenleşen özelleştirmecilik savunucuları söz konusu alanların ilk üçündeki “olumlu” gelişmelerin ancak özelleştirmelerle gerçekleştirilebileceğini savunur. Ancak yaşam bu savunuların ne denli temelsiz olduğunu ortaya koymuştur. Çünkü kapitalizmin temel kuralı olan “her alanda ve koşulda herkesten daha fazla kâr” ilkesinin ne denli büyük toplumsal, daha açık bir söyleyişle sınıfsal ve ekolojik “maliyetlere” yol açtığı artık ortaya çıkmıştır. Kaldı ki ormancılıkta, sözgelimi;

✓ çalışmaların niteliği, zamanlanması ile yersel dağılımına bir bütün olarak ekonomik maliyet-ten çok daha büyük önem verilmesi gerektiğini,

✓ kimi durumlardaysa –örneğin orman yangınlarının sayısının ve yıkımlarının en aza indirilmesi vb-ekonomik maliyetin hiç dikkate alınmayabileceğini

azıcık ormancılık bilgisi olan herkes bilebilir. Bunu bilmek için orman mühendisliği öğretiminden geçmiş olması da gerekmez.

Öte yandan, yine herkes bilebilir ki özel sermaye, ne denli iyi niyetli olursa olsun, kapitalist üre-tim ilişkilerinin egemen olduğu her koşulda –savaşta bile!- kârını en çoklama hedefine, ancak;

✓ verimlilik ya da etkenlik düzeyini ne pahasına olursa olsun yükseltilerek, – ki, bu da çoğu durumda aynı nitelik ve nicelikte bir iş için daha az işgücü kullanılmasına, çeşitli çevresel ve ekolojik sorunlara yol açabilir-;

✓ sömürü oranı artırılarak, – ki, bu da işgücü ya verimlilik düzeyi yükseltilerek ya da önünde sonunda işgücünü olabildiğine olumsuz koşullarda uzun süreler çalıştırılmasını gerektirir-

✓ üretilen ürün ya da hizmetlerin niteliği düşürülerek, yanı sıra

✓ akla gelmedik usulsüzlükler yapılarak

vb yollarla ulaşılabilir. Özellikle 2000’li yıllarda ülkemizde hemen hemen her alanda bu yollardan hangisine daha çok başvurulduğunu da benim söylemem, buna örnekler vermem gerekmez sanırım.

Şimdi gönül rahatlığıyla “bu ormancılık düzeninde orman mühendislerinin de işsiz kalması kaçınılmazdır!” savıma dayanak saydığım olguların dördünü açıklayabilirim. Ama önce yıllardır yineleyip durduğum şu nesnel gerçeklikleri bir kez daha anımsatma izin verin:

✓ Orman ekosistemleri, tüm ekosistemler gibi geniş anlamda kamusal varlıklardır. Daha açık bir söyleyişle varlığı ile yokluğu, niteliği ile niceliği yalnızca insanları değil canlı cansız tüm varlıkları doğrudan ya da dolaylı olarak etkiler. Bu nedenle ormancılık etkinliklerinin geniş anlamda kamusal yararın ençoklanması amacıyla planlanması ve yürütülmesi zorunludur !

✓ Ülkemizde “orman” sayılan yerlerin neredeyse tümü tarihin tüm dönemlerinde devletin, daha genel bir söyleyişle de kamunun mülkiyetinde ya da gözetiminde olmuştur !

✓ “Devlet ormanı” sayılan yerlerin yönetilmesiyle ilgili her türden – yalnızca işletme değil !- iş ve işlemin devlet tarafından planlanması ve yürütülmesi anayasal bir zorunluluktur. Çalışmaların ilgili devlet kuruluşu tarafından çeşitli biçimlerde özel kişi ve kuruluşlara yaptırılması bu gerçekliklerle bağdaşmaması bir yana “anayasa karşı hileli” bir yoldur!

i) OGM’nin gündeminde orman mühendislerinin işsizliği gibi bir sorun yoktur !

Bildiğiniz gibi, özellikle 1980’den sonra ülkemizde de gündeme gelen özelleştirmeci yönelimler doğal olarak ormancılığımıza da yansımıştır. Öyle ki özellikle OGM üst düzey yöneticileri “kraldan çok kralcı” kesilip saçma sapan gerekçe ve söylemlerle ormancılık çalışmalarını da özelleştirmeye kalkışmıştır. Doğrusu, bu kalkışmalarında başarılı da (!) olabilmişlerdir. Öne sürdükleri gerekçeler ise genelden aktarma niteliğinde olmuştur:

✓ verimlilik düzeyinin yükseltilmesi,

✓ maliyetlerin düşürülmesi,

✓ çalışmaların artırılması,

✓ orman mühendislerine yeni çalışma alanlarının açılması

vb. sonunda 2000’li yıllarda Orman Genel Müdürlüğü ve AKP Milletvekilliği yapmış bir yönetici, “Kıpti mertliğini anlatırken hırsızlığını söyler”[2]deyimini doğrularcasına,

Her türlü orman faaliyetin özel sektörden yararlanmak istiyoruz. Değişmezsek değişimin ayakları altında ezileceğiz. Tüccar gibi davranmazsak batma sinyalleri verip maaşları bile ödeyemez hale geleceğiz……

“Yangın söndürme ve diğer tüm alanlarda özel sektörden faydalanma yoluna gideceğiz. Devlet ihale edip yaptıracak ve kontrol edecek”;

diyebilmiştir; sanki “özel sektör” üstleneceği çalışmaları karşılıksız yapacaktı… Gerçekten de; izle-yen yıllarda OGM iyiden iyiye “tüccar gibi” davranır olmuş; başlangıçta yalnızca bir iki ormancılık çalışması özelleştirilirken bu uygulama hızla yaygınlaştırılmış; günümüzde otuza yakın ormancılık etkinliği özel kişi ve kuruluşlara ihalelerle yaptırılır olmuştur. Öyle ki, ihaleler giderek, deyim yerindeyse “kurtlar sofrasına” dönüşmüştür. Bu süreçte OGM’nin çok yaratıcı (!) olduğunu söylemeliyim: OGM ormancılığımıza sıradan bir uğraşı alanı gibi yaklaşarak;

✓ sözleşmeli işlendirme

✓ danışmanlık hizmeti satın alma

vb uygulamaları gündeme getirmiş, giderek de yaygınlaştırmıştır[3].

Bu gerçek karşısında şu sorunun sorulması ve yanıtlanması gerekmiyor mu:

Ormancılığımızda, kim yaparsa yapsın, işlerin niceliği artmış, niteliği yükselmiş midir?

Hayır! Aşağıda OGM’nin verilerinden hareketle hazırladığım çizgelerde de gördüğünüz gibi, orman ürünleri hasat çalışmaları dışında temel –“teknik”- ormancılık çalışmalarında önemli bir artış olmamıştır!

“- Peki, çalışmaların niteliği yükselmiş midir? derseniz, onu ben değil OGM’nin ilgili birimleri ile ormancılık araştırma enstitülerindeki “uzmanlar” ile orman fakültelerindeki “bilimciler” de tam olarak bilemez. Ancak ben bir “Abdurrahman Çelebi” olarak şunları anımsatabilirim: Ormancılık çalışmaları;

✓ geniş ve açık alanda yürütülür, gerektiğince planlanabilmesi ve denetlenebilmesi son derece güçtür;

✓ ülkemizdeyse ormancılık çalışmaları ağırlıkla OGM gibi herhangi bir bakanlığa bağlı, son derece siyasallaşmış sıradan bir kuruluş tarafından, son yirmi yıldır da AKP’lerin egemenliğinde yürütülüyor.

Dolayısıyla bu koşullarda ormancılık çalışmalarının geniş anlamda kamusal yararı ençoklama ilkesiyle planlanıp planlanmadığı, ormancılık teknikleri gerektiğince uygulanıp uygulanmadığının gerektiğince denetlenebilmesi, en iyimser söylemle rastlantısaldır. Bu koşullarda OGM’de gerek duyulan işgören, bu kapsamda da orman mühendislerinin sayısı neden artsın; nasıl artabilir ki? Olağan koşullarda artabilir mi? Aşağıdaki çizgede de gördüğünüz gibi, artmıyor zaten:

ormansızlaşma
Kaynak: Cihan Erdönmez, Seçil Yurdakul Erol, Hikmet Batuhan Günşen, Mehmet Ali Başaran; Türkiye’de
Ormansızlaşma ve Orman Bozulması, (Editör Erdoğan Atmış), Türkiye Ormancılar Derneği,
2022, Ankara, Sayfa 163.

ormancılık

 

 

Ben işin kolayına kaçıp yukarıya aktardığım çizelgedeki verilerden yararlanarak bir de aşağıdaki çizelgeyi oluşturdum:

ormancılık kadro
Çizelge 1: OGM’de 2010-2020 Döneminde Yıllık Ortalama Dolu/Boş Kadro Sayıları

Bu görünüm karşısında yanıtlayamadığım soruların başlıcaları şöyle:

✓ OGM bu “kadroları” nasıl belirliyor?

✓ OGM’de kadrolar haklı gerekçelerle belirleniyorsa neden “doldurulmuyor”?

Öte yandan, bilindiği gibi, OGM’nin merkez kuruluşlarından birisi Personel Dairesi Başkanlığı’dır. OGM’nin 3234 sayılı “-kuruluş ve görevler” ile ilgili– yasanın 20. Maddesine göre bu daire başkanlığının bir de

“Genel Müdürlüğün insan gücü planlaması ve personel politikasıyla ilgili çalışmaları yapmak, personel sisteminin geliştirilmesiyle ilgili tekliflerde bulunmak,…”

görevi bulunuyor[4]. Ancak ormancılığımızın içinde bulunduğu koşullarda

OGM Personel Dairesi Başkanlığı özellikle işgücü –“insan gücü”?-, bu kapsamda orman mü-hendisi planlaması neden yapsın ?

Gerçekten de; OGM bir anlamda kendisine bağlayabilecek böyle bir “zahmete” neden girsin ki? Nasıl olsa giderek daha çok ormancılık etkinliği özelleştiriliyor; gerekirse “yeminli/yeminsiz serbest bürolu ormancılık hizmetleri düzeni” onu da “halleder” nasıl olsa; etmez ya da etmezse ne gam … Oysa anımsatmak isterim: Kalkınma çabalarının beşer yıllık planlarla iyi kötü belirlenip yönlendirildiği 1960 ile 1970’li yıllarda OGM’de de işgören gereksinmesinin nitelik ve niceliğinin belirlenmesine yönelik çalışmalar yapılıyordu. Ancak bu denli eskilere gitmeye gerek yok bence; 2000’li yılların başında gündeme gelen ancak sonra “adı var kendisi yok” durumuna düşürülen “norm kadro” çalışmalarını anımsayalım (Ek 1).

Kısacası, OGM’nin gündeminde orman mühendislerinin işsizliği gibi bir sorun yoktur ! OGM’nin tüm “politika” belgeleri ile “planları”, yanı sıra, “idare faaliyet raporları” ile “performans programları” ve “stratejik planlarında” orman mühendislerinin işsizlik sorunları ile çözümlenmesine ilişkin bir tek somut saptama, “strateji”, hedef, önerinin bulunmaması da bu gerçeğin kanıtıdır bence.

ii) Orman fakültelerinin orman mühendisliği bölümleri “işsiz orman mühendisi fabrikası” işlevi görüyor !

Biliyorsunuz: Ülkemizde artık 12 orman fakültesi, bu fakültelerin hepsinde de OMB (orman mühendisliği bölümleri) var. Peki neden var? Daha açık sorayım:

✓ Var olan orman fakülteleri ormancılık düzeninde herhangi bir köklü değişiklik yapılabileceğine ilişkin hiçbir öngörü, plan, proje hedef olmamasına karşın önce 1990’lı sonra da 2010’lu yılların başında yeni fakültelerin, dolayısıyla OMB’lerin açılmaması için ısrarlı bir çaba içinde olmamıştır? [5]

✓ OMB’ler ormancılığımızın gereksindiği ya da belirli bir dönemde gereksinebileceği orman  mühendislerinin nitelik ile niceliği belirlendikten sonra mı açılmıştır?

✓ Ek 2’de de gördüğünüz gibi, 2017-2020 döneminde OMB’leri için yılda ortalama 501 öğren-ci alımına kalkışılmış, yine yıllık ortalama olarak 461 öğrenci alınmıştır. Çok merak ediyorum: OMB’ler alacakları öğrenci sayısı nasıl belirliyor. Örneğin, 2022-2023 öğretim dönemi için de OMB’lere ortalama 490 öğrenci alınması öngörülmüş. Neden 490? Bu sayı bence sözgelimi bin de olabilirdi; dahası her orman ağacının başına bir orman mühendisi düşecek biçimde belirlenebilirdi OMB’ler, en azından böyle konularda, “elini korkak alıştırmamalı” bence; böylece “Cumhuriyet döneminin en çok orman mühendisini yetiştirmiş” de olurlar; fena mı?

Bu sevimsiz şaka bir yana;

✓ yürürlükteki ormancılık düzeninde köklü bir değişiklik yapılmadıkça

✓ tüm orman fakültelerinde orman mühendisliği öğretimi sürdürdükçe,

✓ OMB’ler ormancılığımızın gereksinme duyduğu orman mühendislerinin nitelik ve niceliği göz önünden bulundurmadan, yöneticilerinin deyim yerindeyse “kafasına göre” her yıl 450- 500 öğrenci almayı sürdürdükçe

orman mühendislerinin işsizlik sorununun önde gelen yaratıcılarından birisi de OMB olacaktır ! “Olacaktır!” da ne demek, yıllardır oluyor zaten…

Bu nedenle orman fakültelerinin hiç olmaz OMB’leri sayılarının böyle bir soruna yol açmayacak denli azaltılması gerekiyor bence.

Bu noktada aklıma gelmişken sorayım: OMB’lerini yeğleyen öğrencilerin 2017-2020 dönemi için oluşturulan genel başarı sıralamasındaki yerinin ortalama 351 –en düşük 442 (Karabük); en yüksek 334 (İstanbul Cerrahpaşa)– olması da orman fakülteli yöneticileri düşündürmesi gerekmiyor mu siz-ce? Çünkü, bu başarım düzeyindeki meslektaş adaylarımızın en azından bir kısmına ormancılık gibi çok boyutlu, son derece karmaşık bir etkinlik alanında orman ekosistemleri gibi son derece karmaşık, dinamik bir varlığın “sürdürülebilir” biçimde yönetilmesi sorumluluğu verilecektir.

iii) Orman mühendislerinin işsizlik sorunları “ilgili” sendikaların, yanı sıra, meslek örgütleri ile gönüllü kuruluşların gündemlerinde de yok!

Olması gerekmiyor muydu? Evet, kesinlikle olmalıydı!

✓ OMO (TMMOB Orman Mühendisleri Odası),

✓ TOD (Türkiye Ormancılar Derneği) ile

✓ ilgili kamu emekçiler sendikalarının,

dahası ilgili (?) çevre/doğa orman korumacısı “gönüllü” kuruluşlar ile kişilerin de gündemlerinde öncelik ve ağırlık vermesi gereken sorunlardan birisinin bu olması gerekiyordu. Sorunun ekonomik ve demokratik, dolayısıyla insancıl ve orman ekosistemlerinin gerektiğince yönetilmesi boyutlarının da bulunduğunu düşünüyorum çünkü. Ancak kızacaklar ama yine de söylemek zorundayım: Bu kuruluşlar ile kişilerin öncelik ve ağırlık verdikleri sorunları izledikçe üzülüyor, giderek de kızıyorum. Orman mühendislerinin işsizliği sorunu da gündemlerinde gerektiğince olmayacaksa eğer bu kuruluşlar varlık gerekçelerini gözden geçirmeli bence. Örneğin, bu örgütlerin en son yayınladıkları

ormancılık sektör raporuTOÇ-BİR-SEN’in Ormancılık Sektör Raporu 2019

OMO’nun Ormancılık Politikaları ve Bilim Raporları 2021 ile

TOD’un Türkiye Ormancılığı 2022

başlıklı yayınları bu konuda ne denli duyarlı olduklarını –“duyarsız” mı demeliydim acaba?- açıklıkla ortaya koyuyor[6]. Bu noktada dikkatinizi anlamlı bir gerçeğe çekmek isterim: Bu yazanakların hazırlanmasına katkı koyanların neredeyse tümü orman fakülteli “bilimci” !

iv) Peki, sizin hiç mi sorumluluğunuz yok Sevgili Genç Meslektaşlarım ?

Nazım’ın ünlü “Dünyanın En Tuhaf Mahluku” başlıklı şiirinin şu dizelerini anımsıyor olmalısınız:

“…

kabahat senin, — demeğe de dilim varmıyor ama —

kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!”

Sizlere söylüyorum işsiz orman mühendisi Sevgili Genç Meslektaşlarm; gerçekten “kabahatin” çoğu sizin ! Çoğunlukla

✓ ya hiçbir kitle örgütüne –OMO’ya, başta TOD olmak üzere ilgili gördüğünüz bir gönüllü kuruluşa ya da kamu çalışanı sendikasına vb– üye değilsiniz;

✓ ya da üyesiyseniz üyesi olduğunuz örgütlerin işsizlik sorununuzun çözümlemesi için gerektiğince çaba göstermeleri konusunda yeterince ısrarlı olmuyorsunuz;

✓ yahut benden çok daha iyi kullandığınızı bildiğim iletişim olanaklarından da yararlanarak etkili kamuoyu oluşturma çalışmaları yapmaktan ısrarla kaçınıyorsunuz;

✓ sorununuzun çözümlenmesi için daha çok akla gelmedik bireysel girişimlerde bulunuyorsunuz;

✓ ilgili olduğunu düşündüklerinizden, bu kapsamda Cumhurbaşkanı’ndan bile

“Atama bekleyen 10 bin mezun işsiz orman mühendisleri olarak 21 Mart Orman Haftasında Cumhurbaşkanımızdan ve Orman ve Su işleri Bakanımızdan kadro müjdesi bekliyoruz. 21 Mart’ta Cumhurbaşkanımızın katılacağı teşrifleriyle ‘İnsan İçin Orman, Ekonomi İçin Orman’ buluşması var. Ankara spor salonunda bizler de müjde bekliyoruz hem Cumhurbaşkanımızdan hem de Bakanımızdan.”

vb istemlerde bulunabiliyorsunuz.[7] Dahası, deyim yerindeyse “gölge boksu” yaparcasına

“Orman mühendisleri atama bekliyor,6 yıldan beri atamamız yapılmıyor, hizmet alımı ile sezon-luk kullanılıp işten çıkartıyorlar ve orman mühendisi açığı gerçekten çok fazla kamu-da,10.000’den fazla işsiz orman mühendisi mevcut şu an.

“Orman mühendisleri atanmak istiyor, kurumun resmi belgesini gönderiyorum yalnız bu kuru-mun tam açığı değil sadece 2013-2016 yılında emekli ve görevden ayrılanlar ve bunlara karşın atamalarımız ya sıfır kişi ya 9 kişi !

vb yakınmaları dile getiriyorsunuz.[8] Peki bu örgütsüz ve nesnel gerekçelere dayanmayan, ka-lıcı çözümler getirmeyecek yakınmaları, istemleri kime yöneltiyorsunuz? Çok daha önemlisi, böylesi yakarışlar sorunlarınızın çözümlenmesi için yeterli olabilir mi, olabiliyor mu sizce?

orman mühendisleri

“SONUÇ” olarak ne söylesem acaba?

Gerçekten de bilmiyorum:

✓ Bir yanda artık iyiden iyiye “feodal beylikler birliğine”, siyasal iktidarların “arka bahçesine” dönüşmüş ormancılık düzeni;

✓ bir yanda orman mühendislerinin işsizlik sorunu karşısında gerektiğince duyarlı olmayan, kendisinden başka kimseleri dinlemeyen bir ormancılık kamuoyu;

✓ bir yanda da sorunların çözümlenmesine yönelik etkin örgütlenmelere girmek yerine çaresizlik içinde bireysel, teslimiyetçi çabaları yeğleyen Sevgili Genç Meslektaşlarım…

Böylesi koşullarda benim gibi “ununu eleyip eleğini asmış”, dahası, “zurnanın son deliği” konumun-daki birisinin söyleyebilecekleri çoğu okur için “kafa ütülemekten” başka bir anlam taşımayacağının ayırdındayım kuşkusuz. Özellikle “yüksek” siyasetin, yanı sıra, “sosyal medyadaki” incir kabuğunu doldurmayan paylaşımların egemen olduğu bir kültürlenme sürecinde… Ama yine de “deliliğe verip” birkaç gerçeği bir kez daha vurgulayacağım:

✓ Yürürlükteki ormancılık düzeninde orman ürünü hasadı dışında yapılacak orman mühendisliği hizmeti gerektiren iş ve işlemlerde en azından kısa dönemde “olağanüstü” bir artış olmaz !

✓ Ormancılık etkinliklerin niceliğinde bir artış olmayınca, niteliğinde bir yükselme hedeflenmez-se orman mühendisi sayısı da artmaz!

✓ Orman mühendisliği hizmetlerinin niteliği ile niceliğinde bir yüksel me olmazsa orman fakül-telerinin orman mühendisliği bölümlerinin çoğu “işsiz orman mühendisi fabrikası” olmaktan öteye geçemez !

✓ İşsiz orman mühendisi meslektaşlarım teslimiyetçi bireysel girişimler yerine var olan meslek örgütlerini daha etkin çabalara zorlamaz yahut “el elin atını (?) şarkı söyleyerek arar” gerçeğinin bilincine varıp çok daha etkin olabilecek örgütlü çabalara girmezse “batsın bu dünya” vb şarkılarla avunmaları kaçınılmazdır !

Başka ne söyleyebilirim ki?[9] En iyisi

✓ TOD ile OMO’ya,

✓ başta OGM olmak üzere ilgili kuruluşlara,

✓ orman fakülteleri dekanlıklarına,

✓ ilgili kamu çalışanı sendikalarına,

✓ ilgili gönüllü kuruluşlara vb

sormakla yetineyim:

Orman mühendislerinin işsiz kalmasının önlenmesi için bugüne değin en azından 5531 sayılı yasanın çıkarılması ve uygulaması için yaptığınız denli ne gibi çabalara girdiniz, çözüm önerileri geliştirdiniz, önerilerinizin yaşama geçirilmesine yönelik neler yaptınız?

Yalnızca ben değil, meslek tarihimiz de öğrenmek istiyor çünkü.

 

Ek 1: Orman Genel Müdürlüğü’nde “Norm Kadro” Çalışmaları[10]

20 Aralık 2000 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan “Kamu Kurum ve Kuruluşlarınca Yapılacak Norm Kadro Çalışmalarında Uyulacak Usul ve Esaslar”la;

“Kamu kaynaklarının verimli kullanılması, kamu hizmetlerinin (gerçek iş yüklerine göre) gerektirdiği unvanda, nitelikte ve sayıda personel istihdamının sağlanabilmesi amacıyla; genel ve katma bütçeli kurumlar, bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlar, … ile diğer kamu kurum ve kuruluşları memur işçi ve sözleşmeli Personel kadro ve pozisyonlarına ilişkin “Norm Kadro”larını aşağıdaki usul ve esas-lara göre tespit ederler.”

koşulu getirilmişti. “Esasların” ilk maddesindeyse

“Norm kadro çalışmalarına, öncelikle kamu kurum ve kuruluşlarının amaçları doğrultusunda, bu amaçlara en etkin ve verimli ulaşılmasını sağlayacak şekilde teşkilat (örgüt) analizi yapılmak suretiyle başlanır. Bundan sonra, teşkilatlardaki her birim için gerekli kadro/pozisyonun iş analizi ve iş ölçümleri yapılır (ihale yoluyla gördürülen hizmetler dahil). İş analizleri ve iş ölçümlerine göre de her bir kadro/pozisyonun görev tanımları ve bu kadro/pozisyonlarda çalıştırılacaklarda aranacak nitelikler (iş gerekleri) ile bu birimler için gerekli kadro/pozisyon sayısı (Norm Kadro) belirlenir.

kuralına yer verilmişti. Dolayısıyla “norm kadro” çalışmaları OGM’de de 2001 yılı sonlarında, 2018 yılında 703 sayılı KHK’yla kapatılan TODAİE (Türkiye Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü) yönlendiriciliğinde baş la-mıştı. En son olarak da 2 Mart 2018 tarihinde Tarım ve Orman Bakanlığı Taşra Teşkilatı Norm Kadrosunun Tespit ve Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar” yürürlüğe konmuştur. Bu “esaslar” doğrultusunda ormancılıkla ilgili herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Böyleyken ilgili Bakan, 2018 yılında kamuoyuna;

“Şu an norm kadro çalışmalarını yapıyoruz. Norm kadro çalışmaları da tahmin ediyorum birkaç aya kadar biter. Ondan sonra oturup bir ihtiyaç planını çıkaracağız ve gerekli bakanlıklarımıza da baş-vurduktan sonra atamayla ilgili isteklerimiz yenilenecek. Zaten geçmişte bakanlarımızın yaptığı ata-mayla ilgili talepler şu an Hazine ve Maliye Bakanlığında ama en nihayetinde biz norm kadroyu çıkardıktan sonra bununla ilgili bir ihtiyacımız varsa ki olabilir diye düşünüyorum, biz de gerekli atamaları yapmak için gerekli adımları atacağız.”

açıklamasını yapabilmişti.[11] Aynı Bakan ardından da 2019 yılında sözleşmeli olarak işlendirmek üzere 1200’ü orman mühendisi, 2700’ü “orman muhafaza memuru” olmak üzere toplam 5000 işgören alacakları duyurmuştu.[12] Çok merak ediyorum; Bakan hangi “norm kadro çalışmalarından” söz etmişti ve bu sayılar hangi “norma kadrosu” çalışması sonucu belirlenmişti acaba? Oysa herkes biliyordu ki bu alımlar hızla artırılan orman ürünü hasat çalışmalarının gereği olarak yapılmıştı. Bakan açıklıkla belirtmişti çünkü:[13]

“Orman memurlarında sayı açısından açık olduğu için yeterince hızlı damgalama ve bakım yapamıyoruz. Bunları tamamlayınca, her yıl büyüyen ağaç miktarının belli kısmını kesmemiz lazım. Bu, orman varlığının artışı ve sağlığı için önemli. Hem orman sağlığını korumak hem de kullanma dengesi içinde kereste, mobilya, işlenmiş ağaç gibi bazı orman ürünlerindeki ithalatı minimuma düşürecek ne-tice alacağız. Bu alandaki ihtiyaç yerli kaynaklarımızla karşılanacak. Yani bu 5 bin personelle ormanlara daha iyi bakım yaparak üreteceğimiz ürünlerle orman ürünleri alanındaki ithalatı düşürerek cari açığı 1 milyar dolar azaltmayı hedefliyoruz.”

***

Oysa ben siyasal iktidarın tüm yıkıcılıklarına karşın bu sözleşmeli alımlar karşısında bile ne de umutlanmıştım… Oman ürünü hasat çalışmaları dışında, özellikle de orman bakımı, ağaçlandırma, toprak aşınımı ve taşınımı vb çalışmalar yaygınlaştırılacak, tüm ormancılık çalışmalarını etkenlik düzeyi yükseltilecek, “orman” sayılan yerin içinde ve bitişiğinde yaşayan yoksul insanlarımızın yaşama koşulları iyileştirilecek; bu amaçla işletme müdürlükleri ile işletme şefliklerinin sorumluluk alanları daraltılacak vb.

Tanrım, ben ne uslanmaz bir safım …

Ek 2: Orman Fakültelerinin Orman Mühendisliği Bölümlerinin 2017-2020 Döneminde ve 2023 yılında Yıllık Ortalama Öğrenci Kontenjanları ile Alımları, Başarı Sıraları ile Taban Puanları[14]

orman mühendisliği kontenjan
Kaynak: https://www.basarisiralamalari.com/orman-muhendisligi-2021-taban-puanlari-ve-basarisiralamalari/; Erişim 13 Eylül 2022.

***

Bu görünüm karşısında büyük özverilere katlanarak yetkin orman mühendisi yetiştirmek için iyi niyetle didinen orman fakülteli “hoca” meslektaşlarıma güç ama daha çok da sabır diliyorum; kolay gelsin!

 

[1] Ormancılık düzeni” derken yalnızca ilgili bakanlık ya da genel müdürlükleri değil, bunlarla birlikte ilgili hukuksal düzenlemeleri, meslek örgütlerini, sendikalar ile gönüllü kuruluşları vb – “tüm paydaşlar” – bir bütün olarak düşünüyorum.

[2] Orman Mühendisliği Dergisi, Ocak-Şubat-Mart 2005, TMMOB Orman Mühendisleri Odası, Ankara. (Olası enç okurlar için söylüyorum: Deyimin özgün biçimi “”Şecaat arz ederken merd-i kıbtî sirkatin söyler”dir).

[3] Bu nokta İzmir Orman Bölge Müdürlüğü’nün “Orman’ın Hizmet Alımı Mühendisleri Kadro ya da Süre Uzatımı Bekliyor” başlıklı haberinden uzunca –ve olduğu gibi – bir aktarma yapayım:

Fazilet Elgün (29) ve Seda Buğday (27) İzmir Orman Bölge Müdürlüğü’nde çalışan 55 sözleşmeli orman mühendisinden sadece ikisi.

Fazilet Elgün 2012 Yılı Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi , Seda Buğday ise 2014 Yılı Bartın Üniversitesi Orman Fakültesi Orman Mühendisliği bölümlerinden mezunlar

Fazilet Elgün Mart 2017 de İzmir Orman Bölge Müdürlüğünde hizmet alımı danışman orman mühendisi statüsünde çalışana kadar 5 yıl boyunca bir yandan KPSS sınavlarına çalışırken garsonluk, sekreterlik, reyon görevlisi ve satış sorumluluğu işleri yapmış

Seda Buğday da Mart 2017’de İzmir Orman Bölge Müdürlüğünde hizmet alımı danışman orman mühendisi statüsünde çalışana kadar ALES, KPSS, İş Güvenliği gibi sınavlara hazırlanmış hatta İş güvenliğini 2016 senesinde kazanmış ancak memur olmayı kafasına koyduğu için diğer sınavlara daha ağırlık vermiş.

İzmir Orman Bölge Müdürlüğünün bağlı şube müdürlüklerinde ya da işletme şefliklerinde iş kanuna tabi olarak yılda 9 ay süreyle danışmanlık hizmeti alımı şeklinde çalışıyorlar. Özel sektörde çalışan meslektaşlarına göre Devlette ücret yönünden şanslılar çünkü, ücretleri Orman Mühendisleri Odasının belirlediği tarife ücreti olan 3.300 TL olarak ödeniyor. Özel sektörde asgari ücret ile çalıştırılan meslektaşları bile olduğunu ama işsiz kalmamak için buna razı olduklarını söylüyorlar. Bunun dışında kurumdaki diğer kadrolu orman mühendislerinin harcırah, arazi tazminatı, yangın mesaisi gibi ek ödemeleri alamıyorlar. Ancak 9 ay da olsa Orman Genel Müdürlüğü bünyesinde İzmir Orman Bölge Müdürlüğünde çalışabildikleri için kendilerini şanslı görüyorlar. Hem meslek bilgilerini ve tecrübelerini artırıyorlar, hem de meslek büyüklerinin kendilerine göstermiş oldukları yakın ilgi ve desteklerinden mutlular. Şu kısa süreç içinde kadro verilmese dahi çalışma sözleşmelerinin 3 er yıllık periyotlar olarak uzatılmasını istiyorlar. …” (Kaynak:https://www.obmhaber.com/orman-in-hizmet-alimi-muhendisleri-kadro-ya-da-sure-uzatimi-bekliyor/35/; 11 Ocak 2018; Erişim 16 Eylül 2022)

[4] Ancak bu daire başkanlığının altı şube müdürlü arasında “insan gücü planlaması şube müdürlüğü” yok; iyi mi

[5] Ülkemizde İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi’nin yanı sıra Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde ikinci bir orman fakültesi açma girişimi 1963 yılında gündeme gelmişti. Ancak, ikinci bir orman fakültesi bile yoğun karşı koyuşlar nedeniyle ancak 1971 yılında gerçekleşmişti. Veee, o zamanlar İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi, kimse kızmasın lütfen, gerçekten de “fakülte” idi; yüksek meslek lisesi değil !

[6] Bu bağlamda, TMMOB Orman Mühendisleri Odası’nın 12-13 Mayıs 2018 tarihlerinde düzenlediği “Kamu ve Özel Sektör Orman/Orman Endüstri ve Ağaç İşleri Endüstri Mühendislerinin Sorunları ve Meslek Saygınlığı”  başlıklı etkinlikte, başta TOD’un “Meslektaşlarımızın Sorunları ve Gelecek Perspektifleri” başlıklı bildirisi olmak üzere yapılan sunuşları göz ardı etmiyorum kuşkusuz. Peki ama sonrasında ne oldu; bir bilen, neler olup bittiğini izleyen var mı?

[7] Kaynak: “İşsiz Orman Mühendisleri Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Atama Müjdesi Bekliyor”,

(https://www.kamupersoneli.net/47899/issiz-orman-muhendisleri-cumhurbaskani-erdogandan-atama-mujdesi-bekliyor/; 20 Mart 2017; Erişim 17 Eylül 2022).

[8] Kaynak: “Orman Mühendisleri Hükümetten Atama Müjdesi Bekliyor”; (https://www.kamupersoneli.net/85396/orman-muhendisleri-hukumetten-atama-mujdesi-bekliyor/; 4 Nisan 2018; Erişim 17 Eylül 2022).

[9] Bu aralar bir de neye kızıyorum, biliyor musunuz; OMO’nun 2006 yılında çıkarılan 5531 sayılı Orman Mühendisliği, Orman Endüstri Mühendisliği ve Ağaç İşleri Endüstri Mühendisliği Hakkında Kanun’dan hareketle temcit pilavı gibi her fırsatta

“Yasanın hüküm altına aldığı konularda serbest olarak faaliyet gösteren gerçek ve özel hukuk tüzel kişileri, yö-netmeliklerde belirlenen esas ve usuller doğrultusunda mühendis istihdam etmek zorunda olacaklardır. Böylece bir taraftan üretim ve hizmette kalite artarken, diğer taraftan da meslektaşlarımıza istihdam olanakları sağlanacaktır.”

safsatasını yineleyip durmasına …

“Yiyenler” varsa yesin; en azından ben “yemiyorum” !

[10] Ayrıntılı bilgi için Orman Genel Müdürlüğü Yeniden Yapılanma ve Norm Kadro Araştırma Projesi El Kitabı, Ankara, 2002” başlıklı kitapçıktan yararlanabilirsiniz (Kaynak: http://www.gonder.org.tr/wp-content/uploads/2015/12/OGM-Norm-Kadro-El-Kitab%C4%B1-2001.pdf; Erişim 12 Eylül 2022).

[11] “Tarım Bakanı Bekir Pakdemirli’den atama açıklaması”; (Kaynak:https://www.memurlar.net/haber/795816/tarim-bakani-bekir-pakdemirli-den-atama-span-class-keyword-aciklama-span-si.html?ysclid=l8052zbbns916493923; erişim 12 Eylül 2022).

[12] Tarım Bakanı Bekir Pakdemirli’den atama açıklaması”; (Kaynak:https://www.memurlar.net/haber/795816/tarim-bakani-bekir-pakdemirli-den-atama-span-class-keyword-aciklama-span-si.html?ysclid=l8052zbbns916493923; erişim 12 Eylül 2022).

[13] Orman Genel Müdürlüğüne (OGM) 5 bin personel alınacak”; (Kaynak: https://egetime.com/orman-genel-mudurlugune-ogm-5-bin-personel-alinacak/; Erişim 13 Eylül 2022).

[14] Açıklama:

Başarı sırası: İlgili üniversite bölümüne en son giren kişinin ilgili puan türünde başarı sıralamasıdır. Yani bölüme en son giren kişinin belirtilen puan türünde kaçıncı sırada olduğunu anlatır.

Taban puan: Sınavlarda alınan en düşük not; sınav sonrası yerleştirme işlemlerinde istediği okulu ya da bölümü tercih ederek yerleşen öğrencilerin en düşük yerleştirme puanı.