Bir Halk Sağlığı Sorunu Olarak Asbest ve Kentsel Dönüşüm

İş Cinayetleri Almanağı 2017, 1 Umut Yayınları: www.iscinayetleriniunutma.org, iscinayetleri@gmail.com, twitter.com/iscinayetleri Aslı Odman, 2018.

0
880
asbest ve halk sağlığı

Asbestten kaçış yok!

Asbest minerali olan bir köyde, Hafik’te, Orhaneli’de, Gökçebel’de yaşamıyorsan da asbestten kaçış yok!

Asbest işleyen bir fabrikada, Ankara Havagazı’nda, Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde, bir asbest madeninde, Yalova’da, Mihalıççık’ta, Bitlis’te, Tokat’ta işçi olarak çalışmadıysan da asbestten kaçış yok!

Yaklaşık bin köye İller Bankası’nın asbestli su borularını döşemiş bir belediye işçisi değilsen de asbestten kaçış yok!

Asbestli su borusu döşenmiş mahallelerde, köylerde yaşamıyorsan da asbestten kaçış yok!

Asbestli çatı, levha, yağmur borusu içeren bir okulda, spor salonunda, kültür merkezinde, başka bir kamu binasında çalışmadıysan da asbestten kaçış yok!

Asbestli kömür sobası, soba yalıtım paneli kullanmadıysan da asbestten kaçış yok!

Asbestli inşaat malzemelerini, eternit çatıları, marley yer karolarını, asbestli çimentodan yağmur borularını, pencerelerini monte eden bir işçi değilsen de asbestten kaçış yok!

Asbestli malzeme kullanarak senelerce yangınla mücadeleye girmiş bir itfaiyeci değilsen de asbestten kaçış yok!

Baban asbest içeren hammaddeyle üretim yapıp, asbest lifli kıyafetleriyle eve gelip, öldürücü lifleri siz çocuklarına saçmadıysa da asbestten kaçış yok!

Asbestli balataların söküldüğü hurda işkolunda çalışmadıysan da asbestten kaçış yok!

Asbestli inşaat malzemelerinin hafriyatını taşıyarak ekmeğini kazanan bir kamyon şoförü değilsen de asbestten kaçış yok!

O asbestli molozların yığıldığı yerlere yakın oturmadıysan, o çöpleri karıştırıp ekmeğini aramadıysan da asbestten kaçış yok!

Mahallene kentsel dönüşüm geldi!

“En sonunda” mahallendeki asbestli su boruların değişiyor!

Asbest sana da geldi!

Asbest: Hem işçiler hem aileleri hem de mahalleliler büyük tehlike altında!

Asbest aşırı sıcağa dayanıklı ve yalıtkan malzeme olarak etkinliği nedeniyle “mucizevi lif” olarak adlandırılan bir mineral. 1950’den beri liflerinin kanserojen özellikleri bilinse de, asbest sanayicilerinin çeşitli hileli yönlendirmeleri nedeniyle, birçok Avrupa ülkesinde 1990’ların sonuna dek sanayi üretiminde (başta gemi, uçak, otomobil, ısı ve ses izolasyonunda, inşaatlarda, ısıya dayanıklı tekstil ürünlerinde ve makine konstrüksiyonlarında olmak üzere) yoğun olarak yaklaşık üç bin endüstriyel üründe kullanıldı. Türkiye’de bugün 30-40 yaşlarındaki çoğu binanın çatı ve çatı izolasyon malzemelerinde, su borularında, pencerelerde, yağmur borularında, yer kaplamalarında, araba balatalarında, sobalarda, sobaların arkasına konulan sarı-gümüş rengi panellerde asbest var. Asbest kullanımı yasaklanmış olmasına rağmen eski maruziyetlerin kanser veya kanser dışı hastalıklar vasıtasıyla öldürücü etkisinin önümüzdeki 30-40 yıl devam edeceği bilinmektedir.

Asbestin sağlık sorunlarına neden olduğu yirminci yüzyıl başlarında asbest madenlerinde ve ilk işlemesinde çalışan işçilerin toplu ölümlerinden şüphelenilerek önce iş müfettişi raporlarına, sonra meslek ve kamu kurumlarının raporlarına yansıdı. Asbestin halk sağlığını etkileyen, akciğeri, akciğer ve mide zarını neredeyse taşlaştıran etkileri ve toplu ölümlere neden olduğu bilinmesine rağmen  dünyada çıkartılması ve kullanımının yasaklanması asbest sanayicilerinin etkili lobi faaliyetleriyle ancak 2000 yılından itibaren başlayabildi. Fransa gibi bazı ülkelerde halk hareketleriyle, Türkiye gibi ülkelerde ise Avrupa Birliği’ne giriş süreci kapsamında yapılan basit bir mevzuat değişikliğiyle 2011 senesinde yasaklandı. Asbest madeninin soluma veya içme suyu vasıtasıyla geçen ölümcül etkilerine maruz kalan milyonlarca Avrupalı işçi ve aileleri, asbestoz, akciğer kanseri, akciğer ve karın zarı kanseri (mezotelyoma), akciğer zarı kalınlaşması nedeniyle hayatlarını kaybettiler. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre, yalnızca Batı Avrupa’da 2000’lerin ilk 30 senesinde 500.000 insanın asbeste bağlı nedenlerle hayatını kaybedeceği öngörülüyor. İsveç’te 37 yıl önce yasaklanmasına rağmen asbest kaynaklı hayatını kaybeden kişiler, iş cinayetlerinde hayatını kaybedenlerden üç kat fazladır. Asbest nedeniyle her yıl İngiltere’de en az 3500, Amerika’da 10 bin, Fransa’da her gün sekiz kişi hayatını kaybediyor. Dünyada birkaç büyük asbest üreticisi (Rusya, Çin, Brezilya, Kazakistan, Kanada) ve tüketicisi (Çin, Hindistan, Rusya, Brezilya, Endonezya) halen asbest piyasasını hayatta tutuyorlar. ILO her yıl en az yüz bin insanın asbest kaynaklı nedenlerle hayatını kaybettiğini açıklıyor. Asbeste maruz kalma nedeniyle oluşan hastalıklar, 20 ila 40 yıllık bir kuluçka süresinden sonra ortaya çıktıklarından bu hastalıkların meslek hastalığı olarak takibi ve tanısı zorlaşıyor.

Köylerdeki asbest

Türkiye’de meslek hastalıklarında ve kentsel dönüşüm nedenleriyle asbeste maruziyet tablosunun bugüne dek karanlıkta kalmasının bir nedeni asbeste bağlı hastalıkların uzun süreli bir kuluçka döneminin olması. Bir başka nedeni ise sınırları dahilinde asbest madeni bulunmayan ama asbeste bağlı ölüm kaydedilen ülkelerden farklı olarak Türkiye’de, asbestin bir mineral olarak kırsal alanda yüzeye çıkması ve böylelikle çevresel kaynaklı asbeste bağlı hastalıklara yönelen ─son kertede yine oldukça kısıtlı─ kamusal ilginin diğer iki alana yoğunlaşmasıyla, daha zor tespit edilen maruziyet alanını gölgede bırakması. Asbest Türkiye’de, Sivas (Hafik, Zara, Divriği), Hatay (Kızıldağ), Amasya (Şeyhzadi), Bitlis (Destumi), Eskişehir (Mihalıççık), Tokat (Çamlıbel, Dodurga), Bursa (Orhaneli), Erzincan (Ilıç), Uşak (Gökçebel), Diyarbakır, Çanakkale’nin bazı köylerinde yüzeye çok yakın bir maden olarak bulunuyor. Doğal olarak çıktığı köylerde ise akçatopraklı ev / duvar sıvası, çatı izolasyon malzemesi ve bebek bezi sıvası olarak, ayrıca pekmezi koyulaştırmak ve şarap filtresi yapmak için kullanılıyor. Asbest hakkında en sonuncusu 2014’te yapılmış az miktardaki çalışmada, bu köylerdeki çevresel asbest maruziyetine odaklanıldı. Geçmiş yıllarda Mihalıççık, Orhaneli, Sivas, Erzincan, Tokat, Amasya ve Bitlis’te başlangıç için önemli sayılabilecek üretimler yapıldığını Devlet Planlama Teşkilatı raporları da aktarıyor. İthal ve yerli asbest ve asbestli ürünlerin kentlerde özel ve kamu binalarındaki (okullar, kültür merkezleri, spor salonları, vergi daireleri, sigorta binaları vb), fabrikalarda ve su borularındaki kullanımını belgelemek için hiçbir etkin ve bütünsel kamusal faaliyet bulunmuyor.

Yapı malzemelerinde asbest

Sanayide kullanılmış olan ham ve işlenmiş asbest oranı hiç de küçümsenecek miktarda değildir. Bunların üstüne bir de hiçbir şekilde kaydı tutulmamış asbestli ürünlerin (eternit, marley, borular, izolasyon plakaları, balatalar gibi) doğrudan ithalatı ve inşaat ile montaj sanayinde kullanımı söz konusudur.

ABD Jeoloji Anketi’ne göre Türkiye’de 1940-2010 yılları arasında toplam 1 milyon ton asbest ithal edilip tüketilmiş, 1929-1988 arası ise 150.000 ton asbest üretilmiştir. Senelik asbest ithal rakamı 1988’de 40.000 ton iken, 1998’de 20.000 tona, yıllık tüketim ise 80.000 tondan 40.000 tona düşmüş, en son 2000 yılında yıllık tüketim 19.500 ton olarak resmi kayıtlara geçmiştir. Türkiye Mezotelyoma Çalışma Grubu’nun 2014’te yayımladığı raporda ise, bu rakama dair detaylar şu şekilde verilmiştir: 1983-1993 yılları arasında 310.748 ton, 1996-1997 yıllarında 60.691 ton, 1995-2005 yılları arasında 100.300 ton olmak üzere, son 30 yılda, yaklaşık olarak 471.000 ton asbest ithalatı yapılmıştır. Üretim ise bu rakamın yaklaşık % 10’u kadardır. 2004’te % 90’ı Rusya’dan olmak üzere 11.129 ton asbest ithal edildiği kayıtlara geçmiştir.

İthal veya yerli asbest çoğu zaman asbestli çimento şeklinde işlenmiş ve doğrudan ithal edilen asbestli malzemeyle birlikte, inşaatlarda shingle diye tabir edilen çatı kaplamlarında, yer ve tavan kaplamalarında, marley olarak tabir edilen yer kaplamalarında, yalıtım amaçlı püskürtme kaplamalarda, ara duvarlarda, yangına dayanıklı eternit adı verilen yalıtım panellerinde, oluklu çatı kaplamalarında, kazanlarda, asbestli çimentodan imal edilmiş boru gibi ürünlerde, gemi inşasında, fren balatalarında, soba yalıtım malzemelerinde, elektrik izolatörlerinde, su borularında, parklardaki saksılarda hammadde olarak kullanılmıştır. Türkiye’de asbestin en fazla kullanıldığı iki ürün ise ateşe dayanıklı levhalar ile asbestli çimentoyla üretilmiş su borularıdır.

Asbestli su boruları

İLLER Bankası ucuz olduğu için asbestli çimentodan yapılmış (ABÇ) su borularını ülkenin dört bir yanına döşemiştir. BU borular hakkında resmi ağızlardan yapılan son açıklama, 10 Ocak 2015 tarihli MHP Bilecik Milletvekili’nin verdiği soru önergesine, Sağlık Bakanlığı’nın yazılı cevabıdır:

“1975-1995 yılları arasında İLBANK tarafından yaptırılan içme suyu ve kanalizasyon tesislerinde asbestli çimento boru kullanılmış olmakla beraber 2000 yılından bu yana asbestli boru kullanılmamaktadır. Ancak bizzat belediyeler tarafından yaptırılan içme suyu tesislerinde asbestli çimento boru kullanılıp kullanılmadığı veya daha önce döşenen boruların değiştirilip değiştirilemediği İLBANK tarafından bilinmemektedir.” (…)

“Dünya Sağlık Örgütü tarafından içme sularıyla alınan asbest liflerinin kanserojenitesinin değerlendirildiği tüm bilimsel çalışmalar incelenerek 1996 yılında bir rapor yayınlanmıştır. Bu raporda içme suları aracılığıyla asbest maruziyetinin kanserojen olduğuna dair yapılmış hayvan ve insan çalışmalarında veri bulunmadığı belirtilmektedir. Bu sebeple de bu konuda herhangi bir özel önlem alınmasına gerek olmadığı vurgulanmıştır.”

Sağlık Bakanlığı, önergenin asbestli su borularına dair kısmına karşı karşıya olunan halk sağlığı tehlikesinde birinci derecede sorumluluğu yokmuş gibi bir cevap vermiştir. Bakanlık, bu konuda yakın zamanlarda uzmanlık dergilerinde çıkan makaleler ile farklı ülkelerin ulusal kanser derneklerinin hazırladığı bilgi notlarında irdelenen gastrointestinal kanserlerle, sulardaki asbest oranı arasında ilişkiyi araştıran pek çok çalışmaya sırt çevrilmiştir.

Asbestli içme suyu şebekelerinde, hatlarda meydana gelen çatlaklar ve kırılmalardan çıkan küçük kristallerin solunum yoluyla ciğerlere yerleşmesi de kanser riski oluşturmaktadır. Asbestli borulardan geçen suyun kullanılmasının sonuçları Türkiye’de araştırılmadığı gibi, esas büyük sorunlardan kentleşme, kentsel dönüşüm ve altyapı yenilemesine bağlı asbestli su borusu sökümü ve imhası konularına hiç değinilmemektedir. 1975-1995 yılları arasında döşenmiş asbestli su borularının (İzmir, Datça, Adana, Trabzon, Eymir / Yozgat, Bilecik, Karakeçili / Kırıkkale, Seydişehir / Konya, Karlıova / Bingöl, Bor / Niğde, Görele / Giresun, Çaycuma, Gökçebey / Zonguldak, Derinkuyu / Nevşehir, Tekirdağ, Özhaseski / Kayseri, Nazilli / Aydın, Ulus / Bartın, Bafra / Samsun, Ereğli, Çumra / Konya, İskilip / Çorum, Biga / Çanakkale, Yalova, Merzifon / Amasya) ne şartlarda değiştirildikleri ve değiştirilmekte oldukları yerel  endişeli bir dille basına yansıyan haberler dışında bir muamma. Asbestli su borusu olan il sayısı ve bu illerin hangileri olduğu açıklanmamıştır. Su borularının değiştirilmesinde ehil yöntemler kullanılmaması, eski borulardan liflerin havaya yayılmasına yol açacaktır.

Asbestli su borusu coğrafyası sadece köylerle sınırlı değil. Kırsalın hızlı kentleşme ile Büyükşehir Yasası ile köylerin mahallelere dönüştürülerek kente bitişmesi ile bizzat kentlerin içlerine de girmiştir.

Su boruları sağlam olsa bile aşırı klorlu su, asbestli yüzeyle temas ettiğinde borudaki asbest lifleri kopup suya karışarak sindirim yoluyla vücuda nüfuz edebilmektedir. Asbestin içme suyuna karıştığında vücuda sindirim yoluyla girse de, mide, pankreas, böbrek ve sindirim yolu kanserlerine (gastrointestinal kanserlere) “kesinlikle yakalanma riski oluşturmadığı”nı ifade etmek, halk sağlığını sağlamak için önleyici tedbirler almakla yükümlü Sağlık Bakanlığı’nın “sorumluluk tanımı”na uymamaktadır.

Türkiye Asbest Kontrolü Stratejik Planı 2014

Alıntılanan soru önergesine verilen cevap vesilesiyle, 2012’de birçok akademisyenin katılımıyla Türkiye Asbest Kontrolü Stratejik Plan çalışmaları başlatıldı.  Türkiye Mezotelyoma Çalışma Grubu, Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nden kişilerin oluşturduğu çalışma grubu 2014’te Türkiye Asbest Kontrolü Stratejik Planı Sonuç Raporu’nu yayımladı. Resmi rakamlara göre, Türkiye’de her yıl yaklaşık beş yüz kişi bilinen tek nedeni asbest tozlarının soluması olan mezotelyoma hastalığına yakalanmaktadır. Fakat mezotelyoma teşhisi nadiren konulmakta, solunum yetersizliği teşhisi yapılan kaç işçinin aslında asbeste maruziyetten öldüğü bilinememektedir.

Esas amacı kırsal alanda asbest teması ve bu temasın yol açtığı sağlık sorunlarının ortadan kaldırılması olan bu çalışmada, mesleki asbest temasına ikincil olarak değinilmiştir. 2012-2018  yılları arasında doğrudan mesleki ortam kaydı olmadığından, hastanelerden alınan ve kökeni kesin olarak asbest maruziyetine bağlanabilen 5617 mezotelyoma hastasının demografik bilgileri derlenmiştir. Oluşturulan tabloda, hayatında doğal olarak asbest içeren herhangi bir köy doğumlu ve/veya köy yaşamı olmadığı tespit edilen 1879 hastaya rastlanmıştır. Bu demektir ki, bu hastaların üçte biri potansiyel olarak mesleki veya yıkım kaynaklı asbeste maruz kalmıştır. Bu olguların mesleki ve işyeri sorgulamaları yapılıp kamuoyuyla henüz  paylaşılmamıştır. 58 ilde 1236 köyü “kırsal alanda asbest teması riski nedeniyle incelenmesi gereken köy” olarak tanımlayan, asbest ile riskli süre temas etmiş ve etmeye devam eden popülasyonu ise 572.000 kişi olarak belirleyen bu çalışmanın mesleki ve yıkım kaynaklı asbestle teması kapsayacak şekilde yenilenmesi gerekmektedir.

2014 raporu da bu temenniyle sonuçlanmıştır:

“Plan çalışmaları sırasında belirlenen asbest temaslı köylerde doğmayan ve köy / kırsal alan yaşantısı olmayan mezotelyoma olgularının mesleksel temaslı olma şansı çok yüksek olacaktır. Bu nedenle söz konusu grubu değerlendirmek üzere Türkiye Mezotelyoma Çalışma Grubu bünyesinde bir görev grubu oluşturulacak, bu olguların meslek anamnezlerinden (hasta öykülerinden) yola çıkılarak ülkemizde ilk kez mesleksel asbest teması alan tespitleri başlatılacaktır.”

Bu durumda bu hasta öykülerine sırf daha önceki hastalık bilgileri değil, çalışma hayatına dair, yıkım / söküm bölgelerine yakın oturup oturmamaya dair öyküler de eklemek elzem görünmektedir.

İnşaat işkolunda asbest

İnşaat işkollarında, yani binalarda kullanılan asbestte eternit öne çıkıyor. Her ne kadar, her türlü fiber çimento ürününe halk arasında eternit dense de, eternit aslında lifli madde takviyeli çimentonun tescilli markasıdır. 1980’lerin sonuna kadar çimentoya eklenen takviye lif ise asbest olmuştur. Belçika menşeli olan Etex- Eternit firması, Altınova / Yalova’da 1966’da bir boru fabrikası açmıştır. Halihazırda Türkiye’de eternit adı altında kullanılmış ve kullanılan malzemenin hâlâ ne kadarının asbest içerikli olduğuna dair bir haritalama çalışması yapılmamış ve kamu kurumlarında kaydı tutulmuş herhangi bir veriye rastlanamamıştır.

Türkiye’de 1960’lardan beri inşa edilen pek çok fabrika fırınında (İstanbul Silahtarağa Elektrik Fabrikası, Ankara Havagazı Fabrikası gibi) ve kamu / özel sektör yapısında asbest bazlı malzemeler kullanılmıştır. Bu binalarda çalışanlar, ziyaret edenler ya da okuyanlar ortamda bulunma süreleriyle orantılı olarak yoğun asbeste maruz kalmış olmalıdırlar. Türkiye’de uzun süre asbest takviyesiyle üretilmiş kömür sobalarında, asbest yasağından sonra bu hammaddeden tamamen vazgeçilip vazgeçilmediği, 2008’de sayısı 113 olan asbest depolarının ne şartlarda tasfiye edildikleri bilinmemektedir.

Türkiye’de senelerce ithal asbestle en çok üretilmiş malzemeler olan su boruları ve ateşe dayanıklı levhaların nerelerde üretildiğine ve burada çalışan işçilerle ailelerinin sağlık durumlarına dair herhangi bir sistematik çalışma mevcut değildir.

Dünyada gemi söküm tersanesi bulunan beş ülkeden biri Türkiye. 2010’da sadece İzmir Aliağa Gemi Söküm Bölgesi’nde  sökülen ağır tonajlı gemi sayısı 238’dir. Türkiye’nin pek çok tersane bölgesinde (başta Tuzla, Yalova ve Kocaeli olmak üzere) asbest içerikli gemilerin tamiri yapılmaktadır. Belli yaştaki gemilerde yoğun olarak asbest kullanılmıştır. Tamiri ve sökümü yapılan gemilerden hurda demir-çelik çıkarılmaktadır. Bu durum, hurda demir kullanarak demir-çelik üretimi yapan ve özellikle de Kocaeli Körfez Havzası’nda yoğunlaşan fabrikaların emisyonlarında ne oranda asbest olduğu sorusunu da beraberinde getirmektedir.

Tüm bu kara tablonun üzerine Esenler’de 5 Ekim 2012’de bir bina dinamitle patlatılarak “şenlikli” bir şekilde başlatılan kentsel dönüşüm yıkımları gelmektedir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı böylece yirmi yıllık bir süreci kapsayan, yedi milyon binanın elden geçirileceği ve toplam 440 kilo patlatıcı kullanılacak bir süreci başlatmıştır. 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ve 3194 sayılı İmar Kanunu uyarınca yenilenmesi planlanan mevcut yapıların yıkımı ve yeniden inşasıyla tam bir yıkım furyasına girilmiştir. Ayrıca belediyeler ölçeğinde mevzuat değişiklikleriyle harekete geçen “parsel bazında kentsel dönüşüm” ile dönemsel yıkım ve yeniden inşa furyaları bu sürece eklenmektedir. Sadece Kadıköy Belediyesi sınırları içerisinde aynı anda yaklaşık bin beş yüz bina yıkılıp yeniden inşa edilmektedir.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın verdiği asbest söküm uzmanlığı eğitimlerinde de ifade ettiği üzere, bu yıkım fırtınasının çoğu asbest barındıran 30-40 yıllık (yani çoğunu yap-satçı müteahhitlerin yaptığı) binalarda gerçekleşmesi, çoğu belediyede yıkım öncesinde binanın asbest içerip içermediğine dair etkin bir kayıt / bildirim sisteminin olmaması, hem sökümü yapan işçileri hem asbestli iş kıyafetiyle döndükleri evlerde asbeste dolaylı olarak maruz kalacak ailelerini, hem de civarda oturan mahalleliyi çok uzun süreler sonra kanser riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Özellikle parsel bazında kentsel dönüşüm, asbest içeren bitişik nizam pek çok binanın aynı anda yıkımına neden olduğu için asbest liflerinin salınımının birleşik etkisinin çok daha fazla olacağını tahmin edebiliriz.

İstanbul’da sadece yedi belediye (Kadıköy, Maltepe, Bağcılar, Şişli, Beşiktaş, Ataşehir, Tuzla) bina yıkılmadan önce binada asbest olup olmadığına dair tespit yapılması hakkında meclis kararı alarak asbest denetimi yapmaktadır. Bu adım her ne kadar önemli olsa da tehlikenin boyutu ve akutluğu karşısında yetersiz kalmaktadır.

Asbest sökümüne dair mevzuat

Kâğıt üstünde, 18 Mart 2004 tarihli Hafriyat Toprağı, İnşaat ve Yıkıntı Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği ve 25 Ocak 2013 tarihli Asbestle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Hakkında Yönetmeliği ile asbestin kontrollü olarak ortamdan uzaklaştırılması yasal zorunluluk haline getirilmiştir. 2004’ten beri İstanbul’da yıkılan binaların kaçında yıkımdan önce uzaklaştırılması gereken asbest, civa, asit gibi tehlikeli maddelerin uzaklaştırıldığı, bu binaların yıkımlardan ortaya çıkan asbestli malzemelerden ne kadarının mevzuata uygun olarak bertaraf edildiği bilinmemektedir. Yıkımların yoğun olduğu bölgelerde, çevreye yayılan asbest miktarını belirlemek için ortam ölçümü ve asbestten korunma tedbirleri hakkında işçilere eğitim verilip verilmediği, yıkılan yapıların yakınlarında oturan kişilerin farkındalıklarının olup olmadığı da meclise verilen soru önergelerine rağmen bilinmemektedir. 2004’ten önce asbest içeren bina yıkımlarının nasıl yapıldığı ise tam bir muammadır.

2017’de asbest ve kentsel dönüşüm ilişkisi hangi alanlarda ele alındı?

2017’de bazı basın kuruluşlarının asbesti sık sık afete eşdeğer tanımladığına şahit olduk. Basının konuyu bu şekilde ele almasında 350 ton asbest içeren Maltepe Havagazı Fabrikası’nın kontrolsüz bir şekilde yıkılmasının da etkisi vardı. Ankara Mimarlar Odası, Ankara Büyükşehir Belediyesi çalışması aleyhine suç duyurusunda bulundu. Ankara İdare Mahkemesi’nde dava açarak yürütmeyi durdurma kararı aldırttı. Santralin etrafındaki okullarla kamu binaları eğitim ve hizmet vermeye devam ettiler. Ağustos 2017’de bilirkişiler Ankara 3. İdare Mahkemesi’ne raporlarını sundu. Bu raporda yıkımın, işçilerle birlikte  yıkıma yakın çevrelerde oturanlar ve bu çevreyle fiziksel ilişkisi olan Ankara halkı için bir tehlike kaynağı olduğunu saptadılar. Karantina koşullarının sağlanmadığını, yıkım durdurulmadan önce asbestin işçilerin sağlığına olan etkilerinin saptanamadığını eklediler.

Buna rağmen Ankara Bölge İdare Mahkemesi 27 Eylül 2017’de yürütmenin durdurulması kararını kaldırdı. 22 Kasım 2017’de yıkıma tekrar başlandı ve 26 Aralık 2017’de söküm, yıkım ve moloz kaldırma çalışmaları bitirildi. Okullar, konut alanları ve kamusal mekânlarla çevrili yoğun bir yerleşim alanındaki bu şaibeli yıkım sürecinden halkın nasıl etkilendiğine dair elimizde güçlü şüpheler dışında hiçbir veri bulunmuyor.

Benzer bir mücadele sürecini, Abdi İpekçi Spor Salonu’nun 23 Ocak 2018’de başlayan yıkımından doğrudan etkilenen Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi çalışanlarıyla hastaları ve Avrupa Koleji velileri yaşadılar. Asbest incelemesi yapılmadan yıkıma başlandığı için kaymakamlık, belediye, il sağlık müdürlüğü ve savcılığa şikâyette bulundular. Asbest Söküm Uzmanları Derneği, Zeytinburnu Belediyesi’ne yıkımdan önce salonda asbest kontrolü yapılıp yapılmadığını sordu. Belediyenin ilgili müdürlüğü yıkım öncesi asbest kontrolü için herhangi bir çalışma yapılmadığını açıkladı. Yıkım durduruldu. Süreç basına yansıdı. Belediye, daha sonra akreditasyonu olmadığı ortaya çıkan “Transbest” adlı bir şirkete ölçüm yaptırdı. Veliler bunun üzerine Türk Akreditasyon Kurumu ve İş Sağlığı ve Güvenliği Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü Başkanlığı’na yeni bir şikâyette bulundular. Bu süreçte pek çok veli çocuklarını okula göndermedi. Asbest ölçüm raporunun düzenlenmesi için bağımsız uzmanlara başvurma talepleri kabul edilmedi. Yıkım epey ilerledikten sonra belediyenin yönlendirdiği akredite bir şirketin verdiği “Asbest içeriği yoktur” raporu açıklandı. Rapordan hemen sonra yıkım, çevredekilerin güvensizlik ve endişesini artırarak hızla tamamlandı.

13 Şubat 2018’de Taksim Meydanı’nda devam eden AKM binası yıkımının asbest tespiti nedeniyle durdurulduğu Bianet muhabiri Tansu Pişkin’in hazırladığı haberde yer aldı. Durum her gün Taksim Meydanı’ndan geçen milyonlarca insanı ilgilendirse de gündem olamadı. Yıkım çalışmaları ertesi gün yeniden başladı.  AKM’nin asbest içerip içermediğine dair bundan sonra kamuoyuna yansıyan herhangi bir bilgi, haber ya da veriye rastlayamadık.

2017’de pek çok kurum ve uzmanın kentsel dönüşüm nedeniyle ortaya çıkan asbest tehlikesine eğildiğini gözleyebildik. Kadıköy Belediyesi, Maltepe Belediyesi ve Ataköy Belediyesi sınırları içinde Haziran 2016-Kasım 2017 arasındaki on sekiz ayda 1517 inşaat sahası kontrol edilip, yıkılan binaların neredeyse üçte birinde asbest tespit edildiğini ve toplam 498,5 ton asbestin bertaraf edildiğini açıkladı. Asbest sempozyumları düzenlendi. TMMOB İstanbul İl Koordinasyonu Aralık 2017’de İstanbul Asbest Raporu yayımladı. Asbest ve kentsel dönüşüm ilişkisini irdeleyen bilimsel çalışmalarda bir artış gözlemlendiği açıklandı.[1]

Kentsel dönüşüm nedeniyle yerleşimlerini kaybetme tehlikesine karşı haklarını arayan Mahalleler Birliği, yıkımların halk sağlığını tehdit etmeyecek bir şekilde ve yönetmeliklere uygun gerçekleştirilmesi için mücadele ediyor. Yıkımların yoğun olarak devam ettiği mahallelerden İstanbul, Gaziosmanpaşa, Sarıgöl mahallesi ile Üsküdar Kirazlıtepe mahallesi bağlı bulundukları belediyeler, kaymakamlık, Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü’ne yıkımların hukukiliğini ve halk sağlığına uygunluğunu soran bilgi edinme dilekçeleri verdiler. Mahallelerindeki yıkımların denetlenmesini sağladılar, denetimlere de eşlik ettiler.

Asbestten korunmak mümkün mü?[2]

Asbestle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Hakkında Yönetmelik’te asbestli maddelerin bulunabileceği hallerde ne yapılması gerektiği detaylı olarak tanımlanıyor. Yönetmelik yıkım öncesi, yıkım sırası ve yıkım sonrası yapılması gerekenleri açıkça ifade ediyor. Asbestli çalışmalarda nelere dikkat edilmesi gerektiği, hangi tedbirlerin alınması gerektiğine yönetmelik üzerinden kısaca bakalım:

Yıkım öncesi

  • Asbest ölçümü ve risk değerlendirmesi yapılır.
  • Yerinde inceleme yapılır ve gerekli tedbirler (uyarı levhaları, önlemler, çalışma alanının düzenlenmesi gibi) alınır.
  • İş planı hazırlanır.
  • Asbestin etrafa yayılmayacağı bir çalışma sistemi kurulur.
  • Yıkım izni alınır.

Yıkım sırası

  • Çalışma, asbest söküm uzmanı nezaretinde, asbest söküm çalışanı tarafından yapılır.
  • Havadaki asbest oranı, yönetmelikçe belirlenmiş sınır değeri geçerse, işveren çalışanların korunması için aşağıdaki önlemleri alır:
  1. Solunum sistemi ve kişisel koruyucu donanımını çalışanların kullanmasını sağlar, çalışma sürelerini belirler.
  2. Sınır değerin aşılması ihtimali olan yerlere uyarı levhası asar.
  3. Asbest veya asbestli tozun çalışma alanı ve tesis dışına yayılmasını önler.

Yıkım sonrası

  • Asbestli malzeme, sızdırmaz paketler içinde taşınır ve diğer malzemelerden ayrı depolanır.
  • Asbestli atıklar, içinde asbest olduğu belli olacak şekilde etiketlenir ve yönetmeliğe uygun şekilde yok edilir.

Asbest içerme riski bulunan ortamlar, asbestle çalışma yönetmeliğinde tarif edilenlerle sınırlı. Yani, anayasal düzenlemelerin günümüz pratikleri karşısında yetersiz kaldığını söylemek mümkün.

Türkiye’de hangi binaların asbestli malzeme içerdiğine dair sistematik bir çalışma bulunmuyor. Bu durum, son yıllarda hız kazanan kentsel dönüşüm uygulamalarının halk sağlığına verdiği psikolojik zararların yanı sıra fizyolojik etkilerini de ölçülemez kılıyor.

Yönetmeliğe göre asbestli çalışmaların kaydının tutulması mecburi. Bu da, Türkiye’de asbeste dair sistematik çalışma eksikliğiyle çelişen bir durum yaratıyor. Özellikle son zamanlarda karşılaştığımız yıkım usulsüzlükleri, yönetmeliklere uyulduğuna ve yıkımların kontrol edildiğine dair güvensizlik ortamı yaratıyor.

Asbest şüphesi varsa ne yapmalı?[3]

Yaşadığımız çevrede ya da önünden geçip giderken asbestli olduğunu düşündüğümüz bir binanın yıkımıyla karşı karşıya kalabiliriz. Belki de kentsel dönüşüm sürecine girmiş bir mahallede, hafriyatı hâlâ taşınmamış yıkıntıların arasında yaşamak durumunda kalıyoruzdur. Bu gibi durumlarda:

  • İlgili merkez ilçe belediyeleri veya il belediyelerine bağlı zabıta ekiplerine, yıkım yapıldığına dair ihbar telefon, resmi internet sitesi, e-posta veya sosyal medya hesapları üzerinden yapılabilir.
  • Başbakanlık İletişim Merkezi (BİMER) üzerinden telefon, internet, mektup veya faks ile şikâyette bulunulabilir.
  • Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlükleri’nden yıkım yapan şirketin yıkımla ilgili risk değerlendirmesi raporu sunup sunmadığı, asbest içerebilecek malzeme ve yerlerini belirlemek için inceleme yapılarak gerekli tedbirler alınıp alınmadığının incelenmesi ve bu konuda tarafınıza bilgi verilmesi istenebilir.
  • Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nden, yıkılmak üzere olan binada, çevrede oluşacak toz ve gürültü kirliliği ile ilgili önlemler alınıp alınmadığıyla ilgili bilgi istenebilir, yıkım işlemlerinin çevre mevzuatına uygun olarak gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin denetlenmesi istenebilir.

Bu seçenekler, asbestli binaların yıkımını denetim altında tutmaya yarayan hukuki araçlarımız. Ancak elbette yönetmeliklerin uygulanıp uygulanmadığından şüphelendiğimiz bir güvensizlik ortamında, bu hukuki araçlar yeterli kalmıyor. Yalnızca asbestli değil, her türlü yıkım ve inşaat faaliyetlerinde yönetmeliklerin açıkça ifade ettiği tedbirlerin alınmasını sağlamak, haklarını bilen yurttaş denetçilerin baskısına ve fikri takibine kalıyor.

Sözümüzü 28 Nisan 2013’te İş Cinayetlerinde Hayatını Kaybedenleri Anma ve Yas Günü’nde Adalet Arayan İşçi Aileleri’nin yürüyüşüne katılarak destek veren, nöbette bir konuşma yapan Uluslararası Asbestin Yasaklanması Platformu (IBAS Ban Asbestos www.ibasecretariat.org) Koordinatörü Laurie Kazan-Allen’ın cümlesiyle tamamlayalım:

“Köylerimizde, işyerlerimizde, yaşadığımız mahallelerde, okuduğumuz okullarda asbestin ölümcül etkilerine maruz kalıyoruz. Ancak mücadelemiz, gelecek nesillerin asbest nedeniyle göz göre göre hayatlarını kaybetmesini engelleyebilir!”

[1] Özge Akboğa Kale, Gürkan Emre Gürcanlı, Selim Baradan: “Kentsel Dönüşüm Sürecinde Asbest Maruziyeti ve Korunma Yöntemleri”, Pamukkale Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Dergisi, 2017; 23(6): 694-706; Yönez, E., “6306 Sayılı Kanuna Göre Riskli Bir Binanın Dönüşüm Süreci Ve Karşılaşılan Sorunlar: Bir İlçe Belediyesi Örneği” İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, İnşaat Mühendisliği Anabilim Dalı Yapı İşletmesi Lisansüstü Programı Yüksek Lisans Tezi, 2017.

[2] beyond.istanbul/6-soruda-asbest-6554de8370f1

[3] Cömert Uygar Erdem’in iklimadaleti.org’da 6 Ekim 2017’de yayımanan “Evimizin Karşısındaki Asbestli Bina” yazısından uyarlanmıştır. iklimadaleti.org/?p=makale&n=asbestli_bina