Deştin Çevre Platformu Sözcüsü Haluk Özsoy ile Söyleşi

0
254
Deştin Çevre Platformu

Uzun zamandır köyleriniz arasında çimento fabrikasının kurulmasına karşı nöbetiniz ve eylemleriniz devam ediyor. Bölgenizdeki ekolojik yıkım sürecini ve nöbet direnişi aktarır mısınız?

Aslında mesele sadece ekolojik değil ekonominin, yaşam tarzının, kültürün de yıkım sürecidir. Ekolojik açıdan baktığımızda bölgede endemik türler mevcut; iki büyük su kaynağı var; arı taşı denilen bir yer var mesela, insan eli değmemiş, bölge florası ve arıcılar için büyük bir önem taşıyor. Geçen yıl köylülerin çabasıyla yangınlardan kurtarılan alan. 7751 dönümden bahsediyoruz. Muğla Merkez İlçesi Menteşe’nin oturum alanının 2,5 katı, içinde bir sürü tür yaşayan, endemik türler olan tamamen ormanlık bir alan burası. 30 yıldır devam ediyor bu mücadele, farklı firma isimleri, hülleler, hileler, arkadan dolaşmalar. Biz işin tekrar hortladığını 2021 Aralık ortasında öğrendik. Mesele kapandı sanıyorduk çünkü köylüler ÇED raporuna ve imar planlarına karşı dava açıp iptal ettirmişlerdi. Meğer bizler bu davalarla uğraşırken firma hülle ile başka bir firmaya dönüşmüş, dava sürecinde sessiz sedasız başka bir ÇED raporu hazırlamış. Bu rapor kimselere duyurulmadan aynı bölge için onaylanmış; bizler kurtulduğumuzu düşünürken çetrefilli bir oyunla yeniden musallat olmuşlar başımıza. Aralık’ta inşaat ruhsatı istediler belediyeden, ancak o şekilde haberimiz oldu. Son süreç için ilk eylemimiz 25 Aralık 2021 tarihinde başladı, Menteşe Belediyesine yönelik olarak ruhsat vermemesi için basın açıklaması yaptık. Fakat Menteşe Belediyesi firmanın ÇED geçerlilik süresinin (7 yıl) dolmasına 2 gün kala ruhsatı imzaladı. ÇED raporuna ve verilen ruhsata karşı dava açtık. Fabrika alanında Bayır’da Yatağan’da Menteşe’de büyük eylemler yaptık; imza masaları açtık, 20.000 civarı imza topladık. 11 Nisan 2022 tarihinde fabrika yolu üzerinde çadır nöbeti başlattık, direnişimiz hala devam ediyor.

Çok uluslu çimento karteli TİTAN ve yerli ortaklarının yüksek kirletici yoğunluklu üretimine karşı yerel yönetimlere birtakım taleplerinizi ilettiniz. Akabinde muhatap bulabildiniz mi bu konuda? Muğla Deştin’de çimento fabrikasına karşı başlatılan direnişte CHP’li Ali Öztunç belediyenin 15 gün içinde ruhsatı iptal edeceği sözünü verdi ancak aradan geçen zamanda herhangi bir gelişme yaşanmadı. Süreç ne aşamada?

Aslında muhatap bulmakta hiçbir sıkıntı yaşamadık. Belediyede başkan ve ekibiyle birkaç kere görüştük, ruhsat iptal ya da devam eden inşaatı bir şekilde durdurma talebimizi defalarca ilettik fakat bir sonuç alamadık. ÇED raporuna karşı açtığımız davada mahkeme bilirkişi atama kararı almıştı; yani usulden esasa geçmiş davanın görülmesine karar vermişti. Bilirkişi geldiğinde kazanacağımızı biliyorduk. Biz ücretini yatırmış bilirkişi tarihini beklerken “neler olduysa” mahkeme kendi kararını bozdu ve davanın görülmemesine hükmetti. Sonrasında bir otobüs Ankara’ya gittik, CHP grup toplantısına katıldık. Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştük ve artık ruhsat iptalinden başka seçeneğimizin kalmadığını ilettik. ÇED davasını da temyize gönderdik ve kazanacağız da fakat ne zaman biter, idare mahkemesinde gerçekleşen karar bozma benzeri etkiler, olaylar danıştayda da olur mu bilemiyoruz. Dolayısıyla şu an için bu kıyıma en hızlı son verme yöntemimiz ruhsat iptalidir diye izah ettik. Kılıçdaroğlu bizi çok iyi anladığını belirtti ve Kayseri’de çimento fabrikasının ne gibi büyük yıkımlara sebep olduğunu birebir gözlemlediğini anlattı. Konunun çözümüne dair söz verdi. Sonrasında CHP Doğa Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç 27 Mayıs’ta Muğla’ya geldi ve bir toplantı yaptık. Toplantı sonunda herkesin önünde amasız fakatsız ruhsat iptalini gerçekleştireceklerini söyledi, sadece 15 gün süre vermemizi istedi. Bu sözün üzerinden 70 günü aşkın vakit geçti. O arada CHP Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, Menteşe Belediyesi’ne bir ziyarette bulundu. Kendisiyle de görüştük ve ruhsat iptal talebimizi yineledik. Torun da 15 gün süre istemişti fakat ikinci 15 gün de dolalı 2 ay kadar oldu. Yaptığımız eylemler sonrasında geçen haftalarda direkt Kılıçdaroğlu’ndan Menteşe Belediye Başkanı Bahattin Gümüş’e talimat gitti. Bu talimat ikinci kere yinelendi fakat yerel yönetim kendi partisinin genel merkezine, genel başkanına ve halkına karşı çimentocuların yanında ruhsatı iptal etmemek için direniyor, büyük bir mücadele veriyor. Kendisini “Partiniz size camdan atla dese atlar mısınız?” sözleriyle savunuyor. Verilen sözler yerine getirilene kadar muhtelif eylemliliklerimiz devam edecektir. Belediye 2017’de çimentocu firmayla birlikte köylülerin kazandığı imar planları iptal davasını temyize göndererek planları geri getirmiş, yani köylülerin kazanılmış hakkını çimentocu firma ile birlik olarak ellerinden almıştır. Kapanmış olan çimento fabrikası meselesini yeniden hortlatmış ve başımıza bela etmiştir. Yaptığı hatayı yanlışa çevirmemeli, geri adım atmalıdır. Belediye bu şekilde davranarak, aldığı talimatı yerine getirmeyerek, iktidar iddiasıyla seçime giden partisinin örgütsel hakimiyetine gölge düşürmekte ve CHP kalesi diye tabir edilen Muğla’da hem partisine hem de kente telafisi mümkün olmayacak hasarlar vermektedir.

Çimento fabrikasında da diğer projelerde olduğu gibi istihdam söylemi yaratılarak emek ve ekoloji hareketini karşı karşıya getirme isteğiyle süren bir algı yönetimi var. Bölgede köylülerin durumu nasıl? Ne gibi sorunları var? Bu iki hareketin ortak mücadele imkânını bölgenizden başlayarak yurdun geneli açısından değerlendirir misiniz?

Bu aslında kâr amaçlı üretim sisteminin her alanda kullandığı bir silah. İnsanları açlıkla tehdit ederek, ölümü gösterip hastalığa razı ederek kontrol etme ve sömürüyü meşrulaştırma şekli fakat geçerli bir argüman değil. ÇED raporunda bu tesiste 200 kişinin çalışacağı yazıyor. Bunun karşısında 20.000 kişi o bölgeden besleniyor; zeytin ürünleri, bal ve diğer tarım ürünleri üreterek, yağmur sonralarında bölgeden göbek mantarı toplayarak geçiniyor. Civar köylerin ortalama geliri asgari ücretten az fakat bazı köylüler yılda 1 – 1,5 ton zeytinyağı üretiyorlar; buraların kaliteli zeytinyağının kilosu 80-100 TL civarında, ek faydayı siz hesap edin. Bizim için zeytin ve zeytinyağı çok önemlidir. Herkes zeytinini silker sıktırır, her yemeğimizi zeytinyağıyla yaparız… Domatesin biberin yumurtanın üzerine bol bol zeytinyağı dökeriz; atıştırmak için dolaptan bir çanak yağın içinde zeytin çıkarırız; ayaküstü kahvaltı yapacaksak mesela sadece zeytin ekmek yeriz. Gözümüz gibi bakarız zeytin ağaçlarına; çiçek açtığı vakitlerde mesela yanından araba bile geçirmeyiz, toz kaldırmayız üstüne yapışıp da çiçeklerini köreltmesin, silkme bereketli olsun diye… Termik santrallerin civarındaki zeytinliklerde, santral yokken zeytinyağı verimi 1,5 tonlara varırken şu anda santral çalıştığından dolayı 200 kilolara düşmüş durumda…  Ha keza asit oranı bir o kadar arttı ve ürün kalitesi de aynı oranda azaldı. Kaldı ki çimento fabrikası hem santraller gibi partikül madde yayacak hem de bütün bölgeyi çimento, kireç, kil tozu altında bırakacak.

Bölge köylerinde arıcılık var, çam balı üretilebilen nadir alanlardan. Biliyorsunuz dünya çam balı üretiminin %90’ı Muğla’da… Fakat geçtiğimiz yıl yangınlarda çam balı üretiminin en önemli aktörlerinden basra böceğinin yaşadığı çoğu alanı kaybettik. Fabrikanın ocak ve madenler kurmak için istediği bölge son üretim alanlarından. Geçen ay bölge köylerine sadece toplanılan göbek mantarı üzerinden giren gelir 25 milyon TL civarında. Yani insan merkezli bakarak, sadece istihdam üzerinden bir argüman üretmeye kalkıldığında 200’e karşı 20.000 kişinin istihdamı ve çıkarı karşı karşıya geliyor. Hatta bütün Muğla’nın beslendiği bir bölge, faydası 20.000’den çok daha fazla kişiye dokunuyor. Orada çalışmak da bir ödül mü bunu da düşünmek lazım. Bir eylemimize daha önce çimento fabrikasında çalışmış bir işçi gelip konuşma yapmaya çalışmıştı; 20 yıl çalışmış ve silikozis olmuş, 30 saniye bir şeyler söyledi, yapmayın diyebildi sadece, nefesi yetmedi indi kürsüden. 41 yaşında, 45’i görecek mi belli değil… İşçi köylüdür, köylü işçidir. İki gün önce 08.08.2022 tarihinde Akbelen’de 3. kere keşif vardı mesela… Sendika ağaları patronun emriyle işçileri doldurmuş bir alana, ekmeğimize dokunmayın diye şirket propagandası yaptırıyor. İşçilerin çoğu Akbelen civarındaki köylerden… Bu mücadeleler halk mücadeleleridir, işçi köylü birbirinden ayrılamaz hepsi halka dahildir. Zaten ekoloji hareketinin zararlı ve kirletici sanayileri kapatma talebi her zaman iki aşamalıdır; adil geçiş sistemini içinde barındırır. Genellikle bölgedeki ürünlere yönelik bacasız tesisler kurulması ve işçilerin mağdur edilmeden bu tesislere yerleştirilmesi, kapatma talebimizin olmazsa olmaz bir parçasıdır. Devletin bu tesislere bir ayda 200 milyon TL’ye varan teşvik ödediğini göz önüne alırsak adil geçiş çok çok kolay bir şeydir.

Muğla’da pek çok ekolojik yıkım projesi sürüyor. Termik santral ve kömür sahaları, madencilik, kıyı ve koyların özelleştirilmesi, vb. En son da yangınlar. Marmaris’te Sinpaş’ın inşaatı, İkizköy’de termik santralin genişlemek için gözünü diktiği Akbelen ormanı, Bodrum’da parsellenen koylar… Ve Muğla Çevre Platformu da bu noktada çok önemli bir rol oynuyor. MUÇEP olarak neler yapıyorsunuz?

Maalesef Muğla son yılların en gözde sömürü alanı. Kâr amaçlı üretim sistemi en az insan kadar sömürülmeye açık ve kâr getiren ekoloji alanını keşfetti. Bu elbette ki sadece Muğla’nın sorunu değil, doğudan batıya kuzeyden güneye her tarafa saldırıyorlar. Herkesin olan yerleri kendilerine almaya çalışıyorlar. Muğla’da her tarafta ve her formatta gözlemleyebiliyoruz bu doğa sömürüsünü. MUÇEP olarak oldukça örgütlüyüz, hemen her ilçede meclisimiz var. Muğla ilindeki bütün mücadelelerde bulunuyoruz; yürütmesine dahil oluyoruz… Zaten bu direniş alanlarının çoğunda önde gelen arkadaşlarımız aynı zamanda MUÇEP üyesi. Derneğimiz devamlı olarak davalar açıyor; bazı arkadaşlarımız devamlı olarak askıya çıkmış kararları kontrol ediyor… Gerek hukuksal gerek politik zeminde olan mücadelelerin hepsinde MUÇEP oldukça etkin rol oynuyor, çoğunlukla örgütleyiciliğini ve yürütücülüğünü üstleniyor. Bizler buradan da deklare etmiş olalım her ağacı, her böceği, her hayvanı, her köyü, her insanı sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz. Muğla’nın hiçbir alanının sömürülmesine izin vermeyeceğiz. Halkın alanlarının para babalarına devredilmesine, hepimizin olanın bir kişiye tahsis edilmesine kesinlikle müsaade etmeyeceğiz. Bu mantığın karşısında olan her kurumun her örgütün her insanın da bariz biçimde karşısında yer alacağız, rengi cinsi kökeni ne olursa olsun her yapıyı ifşa edeceğiz. Karşımızda kim olursa olsun sonuna kadar mücadele edeceğiz!