Sınıf ve İklim Mücadelesi Üzerine: Yokoluş İsyanı’nı Sömürgecilikten Kurtarmak

Çeviri: Polen Çeviri Ekibi

0
1135

19 Ekim 2019

Geçen hafta, çokça paylaşılan iki görsel Yokoluş İsyanı hareketinin kalbinde yer alan kökleri derinde sorunları özetler nitelikteydi. İlkinde, takım elbise giyen bir beyaz adam, işe gitmesi gereken insanlar tarafından bir banliyö treninin üzerinden çekilip indiriliyordu. Burası, yıllardır kemer sıkma politikalarının sonuçlarıyla yüzleşmiş Londra’nı çoğunlukla işçi sınıfının yaşadığı alanlarından olan Canning Town idi.

Diğeri ise, gözaltına alınan bir Yokoluş İsyancısı tarafından polis memurlarına gönderilen bir buket çiçek ve onlara “profesyonellikleri” nedeniyle teşekkür eden bir kartın görseliydi. Burası, siyahların gözaltında öldüğü Brixton polis merkeziydi.

Bu sahnelerde yeni bir şey yok. Yokoluş İsyanı (Yİ), marjinalleştirilmiş topluluklarla bağlantı kurma konusunda başarısızlığı nedeniyle uzun süredir eleştiriliyordu. Ancak bunlar, Yİ’nin bu konuları çok açık bir şekilde ele almasının ne kadar acil bir ihtiyaç olduğunu gösterdi.

Yİ’nin temel mesajı “hepimiz aynı gemideyiz” olagelmişti. İklim felaketinin herkesi vuracağı; sınıfı, ırkı veya inancı ne olursa olsun, ortak tehdit karşısında ortak bir dava uğruna birleşebileceğimiz.

ANCAK:

  • Küresel Güney’deki halklar, Küresel Kuzey’i aynı şekilde etkilemeyecek olan sel, kuraklık, açlık ve dayanılmaz sıcaklık dalgalarıyla çoktan boğuşmakta.
  • İklim değişikliğine dayanıklı olmalarını sağlayacak kaynakları, en zengin %1’in çıkarına işleyen ekonomik sistem tarafından çalındı.
  • Hem Küresel Güney’de hem de Küresel Kuzey’de yapısal adaletsizlikler nedeniyle (genellikle beyaz olmayan ve engelli olan) yoksulluk içinde yaşayan insanlar, zenginlerin korunma biçimlerinden tam tersi yönde etkileniyor ve etkilenecekler.
  • İklim ve ekolojik acil durumun etkilerinden kaynaklanan göç, insanları açık sularda boğulmaya terk eden ya da süresi belirsiz tutukluluk altında tutan düşmanca sınır politikalarıyla karşılanıyor.

Evet, kriz herkes için gelecek. Ancak, bunun bazı insanlara diğerlerinden daha fazla zarar vermesine neden olan çok büyük haksızlıklar mevcut. Ve bunu sildiğimiz anda, bu durumla en ön saflarda yüzleşenlerin, kaybedecekleri şeyleri herkesten çok olanların sesini görmezden geldiğimiz anda, şu anda ölmekte olan insanlara değil de, sadece “kendi çocuklarımıza” odaklandığımız anda, meydanı ekofaşizme bırakırız. Hem iklim krizinin hem de diğer toplumsal adaletsizliklerin sebeplerine -sömürgeciliğe ve kapitalizme- adıyla seslenmeyi reddederek Yİ, nihayetinde hepimizi öldürecek olan sistemin keskin uçlarında yaşayan insanları yabancılaştırmaya devam edecektir.

Ekim uluslararası isyanının devamında Yİ İskoçya üyeleri bu meselelere ışık tutmayı seçti ve İKLİM MÜCADELESİ=SINIF MÜCADELESİ” ve “YOKOLUŞ İSYANINI SÖMÜRGECİLİKTEN KURTAR” (Decolonize XR) yazılı pankartlar taşıyarak Yİ Birleşik Krallık’taki öncü konumdaki isimler tarafından görmezden gelinen, grubumuzdaki beyaz olmayan kadınların endişelerini öne çıkararak yanıt vermiş oldu.Pek çok insan ve Yİ’deki Yokoluş İsyanı Gençlik, Küresel Adalet İsyanı ve Yİ Enternayonal Dayanışma Ağı gibi gruplar bu pankartları alkışladılar. Yİ Birleşik Krallık’taki diğerleri ise verilen bu “mesajı” sorguladılar.

Geçen haftaki Devlet Petrol ve Gaz Konferansı’na yönelik yol kapatma eyleminde Yİ İskoçya’dan başka gruplardan protestocular “polis, sizi seviyoruz, bunu sizin çocuklarınız için de yapıyoruz” diye şarkılar söylemeye başladılar.

Yİ protestosunda yer alan bir kadın şöyle bağırmaya başladı: “Bunu Stephen Lawrence ve Mark Duggan’ın[1] ailesine söyleyin; polisi sevdiğinizi Tottenham halkına da söyleyin. Yaşamları bu sistem tarafından mahvedilen arkadaşlarıma da söyleyin. Dinleyin, eğer bu yol üstündekilerin hepsi beyaz olmayan insanlar olsaydı çevik polis tarafından çoktan müdahale edilmişti. Siyah ve kahverengi arkadaşlarım HER GÜN durdurulup aranıyorlar.”

Bazı İskoç Yokoluş İsyancıları insanları dolaşarak bu şarkıyı söylememelerini istediler. Yİ İskoçya’dan bir diğer renkli genç kadın isyancı ise megafonu alarak “lütfen bunu söylemeyin, marjinalize edilmiş topluluklardan insanları gerçekten yabancılaştırıyor” şeklinde konuştu. Sonra orta yaşlı beyaz bir kadın megafonu ondan alarak kendisinin polisi sevdiğini, bunu onların ve kendinin çocukları için yaptığını söyledi. Renkli bir kadının eleştirisi, kelimenin tam anlamıyla beyaz bir kadının endişeleri tarafından susturuldu.

Bu hikayeyi anlatmadaki amaç o beyaz kadını bireysel olarak suçlamak değil, onun eylemi hem Yİ’de hem de toplumun geniş kesimlerinde sistemik hale gelmiş bir şeyin semptomuydu. Fakat, hareketimizi domine eden orta sınıftan beyaz insanlara hatırlattığı şey, megafonu çekip almaya bir son vermeleri gerektiği. Seslerini kesip dinlemeleri.

Dinledikten sonra sırada gelen şey daha zor. Yİ, gerçek bir dayanışma için kaynaklarını nasıl kullanabilir? Ağırlıklı olarak beyaz, orta sınıf hareketi olmaktan dışlanmışları merkeze alan bir harekete nasıl geçiş yapabiliriz? Ve yapmacıklığa düşmeksizin, daha fazla ayrıcalığa sahip olanların çok önce yapmış olmaları gereken iş için engelli, işçi sınıfından ve renkli insanları gerektiren bir harekete? Ama dinelemeye zaman ayırmak, sindirmek ve bunu yansıtmak atılması gereken temel ilk adım.

Son dönemdeki önerilen Yokoluş İsyanı eleştirileri:

#SolidarityNotSilence #DecoloniseXR #EverybodyNow

 

[1] Stephen Lawrence, 1993’te Güneydoğu Londra’da ırkçı beyaz gençler tarafından otobüs durağında beklerken öldürülen siyahi genç. Cinayeti işleyen iki kişi ancak 18 yıl sonra, yürütülen yoğun kampanyalar sonucu cezaya mahkûm oldular. 29 yaşında bir İngiliz olan Mark Duggan’ın, 4 Ağustos 2011’de Kuzey Londra, Tottenham’da polis tarafından saldırı hazırlığında olduğu bahanesiyle vurularak öldürülmesi ise 2011’de bir isyanı tetiklemişti.

 

Bu yazı ilk olarak Yokoluş İsyanı İskoçya Facebook sayfasında çıkmıştır.

Fotoğraflar: Yokoluş İsyanı İskoçya